Osmanlı’da Alman Yayılmacılığı – 2: Çanakkale Savaşı | Hakan Aydın

0
667

Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı’na dâhil olmadan önce Boğazları savaş gemilerinin yanında ticaret gemilerine de kapatmıştır. Almanya’nın isteğiyle hayata geçen bu karar; İtilaf Devletleri’nden Çarlık Rusyası’na yapılacak yardımları engellemektedir. Bu nedenle Çarlık Rusyası, Karadeniz üzerinden askeri malzeme yolunun açılması ve Boğazların kontrolünün sağlanması için Osmanlı’ya saldırılması gerektiğini savunmaktadır.

Ağustos 1914’te İngiltere’nin İstanbul Büyükelçisi Sir Louis Mallet, Boğazların zorla geçilmesi yönünde bir öneriyi rapor etmiştir. Mallet, yazdığı rapora donanmanın geçmesinden sonra Boğazların kara birliklerince işgal edilmesi gerektiğini de eklemiştir ancak İngiltere ve Fransa yöneticilerinin isteği Osmanlı’nın tarafsız kalmasıdır. Bunun için girişimlerde bulunmakta, Osmanlı’nın ülke bütünlüğünün korunacağını, iktisadi bağımsızlığının tanınacağını,  kapitülasyonların kaldırılacağını ve sınırlarının güvence altına alınacağını taahhüt etmektedirler.1 Karşılığında ise Boğazların ticari gemilere açılmasını, Alman askeri personelinin de sınır dışı edilmesini talep etmektedirler.

Çanakkale Boğazı üzerinden Karadeniz’in yolunun açılması önerisi; 25 Kasım 1914 tarihinde İngiltere Parlamentosu’na da taşınmıştır. Churchill, Mısır ve Süveyş Kanalı’ndan ordunun bir kısmının taşınmasını, Avrupa’dan takviye yapılmasını ve Osmanlı’nın en zayıf noktasına saldırılmasının uygun olacağını belirttiği sunumunda, en zayıf noktayı da İstanbul olarak işaret etmektedir.  

Churchill, bu harekâtın; Çarlık Rusyası’na güneyden yardım sağlayacağını, Bulgaristan, Romanya gibi tarafsız, Yunanistan gibi kararsız devletleri kendi lehlerine ikna edeceğini, İttifak devletlerinin yanında yer alan İtalya’nın taraf değiştireceğini savunmaktadır. Karadeniz yolu açıldığında, bol silah ve mühimmatla desteklenecek Çarlık Rusyası milyonlarca köylüyü savaşa sürecek ve Almanya bu insan seliyle boğulacaktır. Ancak ne o günkü toplantıda ne de sonraki toplantılarda bu konu üzerinde bir görüşme açılmamıştır. Savaş Bakanı Lord Kitchener, Fransa Cephesi’nin durumu nedeniyle Çanakkale için asker veremeyeceğini belirtmiş, Fransız orduları Başkomutanlığı da Batı Cephesi’nden başka bir yer için asker alınmasına karşı çıkmıştır.

Sarıkamış Harekâtı; Osmanlı devletinde kıyım, bağlı bulunduğu İttifak devletleri cephesinde hayal kırıklığı olarak gerçekleşirken, İtilaf devletlerinin askeri ve politik görüşlerini değiştirecektir. Çarlık Rusyası’nın Çanakkale’de bir cephe açmak ve Osmanlı İmparatorluğu’nu da aralarında paylaşmak fikri kabul görecektir.2

13 Ocak 1915’de İngiltere Yüksek Savunma Konseyi toplantısında Çanakkale Boğazı’nın sadece donanmayla zorlanması konusunda Deniz Bakanlığı’na ön yetki verilmiştir. Fransız Hükûmeti, harekât için Amiral Guépratte komutasında bir filo tahsis edileceğini bildirirken, Churchill de İngiltere gemilerini Amiral Carden komutası altında toplayacaktır. Çanakkale Harekâtı kararı, 28 Ocak 1915 tarihinde kesinleşmiştir.

İtilaf Devletleri ordusu çeşitli etnik ve dinsel kökenden gelen İngiliz, İskoç, İrlandalı, Fransız, Hintli, Cezayirli, Zuaveler, Avustralyalı, Yeni Zelandalı ve daha birçok yerden toplanmış askerlerden kuruludur. Boğazların kontrolünün sağlanacağı, Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun güneyden kuşatılacağı ve nihayetinde savaşın kazanılacağını öngören planlarla birlikte İtilaf devletleri cephesi harekâta hazırdır.

İttifak Devletleri Cephesi: Çanakkale

Osmanlı, savaşın yönetimini Alman Genelkurmayı’na terk etmiştir. Genelkurmay Başkanlığı görevini Friedrich Bronsart von Schellendorf yürütmeye devam etmektedir. Amiral Guido von Usedom Boğazlar Genel Komutanı’dır. Donanma Komutanlığı’na Wilhelm Anton Souchon, Çanakkale Tabyalar Komutanlığı’na Johannes Merten atanmıştır. Liman von Sanders 24 Mart 1915’te 5. Ordu Komutanlığı’na atanırken yürütmekte olduğu 1. Ordu Komutanlığı görevini Colmar von der Goltz’a devretmiştir. Osmanlı Silah Dairesi Başkanlığı’nda Deniz Albay Waldemar Pieper bulunmaktadır.

Çanakkale cephesindeki alt komuta organizasyonu ise şöyledir:

Albay Refet komutasındaki 11. Tümen ve Albay August Nikolai komutasındaki 3. Tümen Anadolu yakasına yerleştirilmiş ve Erich Paul Weber’in komutasındaki 15. Kolordu’ya bağlanmıştır. Albay Eduard von Sodenstern komutasındaki 5. Tümen ile Albay Ali Remzi Bey komutasındaki 7. Tümen Saros ve Bolayır bölgesine, Albay Halil Sami Bey komutasındaki 9. Tümen ile Yarbay Mustafa Kemal komutasındaki 19. İhtiyat Tümeni Gelibolu yarımadası ve Eceabat’a yerleştirilirler. Bu tümenler ise 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’ya bağlıdır. İki kolordu, 5. Ordu’yu meydana getirirler.

Çanakkale cephesinin savaş planları Alman Genelkurmayınca hazırlanır. Stratejik bölgeler, daha açık bir ifadeyle kara savaşlarının beklendiği bölgelerin tamamına yakınında Osmanlı askerleri konuşlandırılır. Türkler, Kürtler, Çerkezler, Ermeniler, Rumlar, Araplar ve Yahudilerden; tüm dinlere mensup yoksul Anadolu çocukları, Çanakkale cephesinde yeniden ateşin önüne toplanmıştır. Toplam asker sayısı 80.395 kişiye ulaşmıştır.3

İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazı’nda

Savaş, 19 Şubat 1915 tarihinde başlamıştır. 18 Mart, bir gün süren ve İtilaf devletleri donanmasındaki on sekiz geminin üçünün batırıldığı, altısının da savaş dışı edildiği saldırının tarihidir. Çanakkale boğazını koruyan İttifak devletleri ordusu, 18 Mart’ta İtilaf devletleri donanmasına ağır kayıplar verdirse de savaşa son noktayı kara savaşları koyacaktır.

Nusret Mayın Gemisi 18 Mart’ın simgesidir. 8 Mart sabahı Erenköy koyuna denize paralel olarak döşediği mayınlarla İtilaf devletleri donanmasında büyük tahribata neden olmuştur. Geminin komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey, Mayın grup komutanı ise Binbaşı Hafız Nazmi Bey’dir. Diğer yandan Mayın uzmanı Yarbay Geehl, Torpido uzmanı Astsubay Ruolf Bettaque ile geminin bacasından koyu renkli duman çıkarmadan makinelerini çalıştırarak İtilaf devletleri donanması tarafından görünmeden mayın döşenmesini sağlayan çarkçıbaşı Yüzbaşı Reeder 18 Mart başarısının mimarlarındandır.4

18 Mart 1915

Alman U21 Denizaltısı İngiltere ve Fransa gemilerinin birçoğunu torpilleyerek batırırken, Deniz Albay Waldemar Pieper’ın başkanlığındaki Osmanlı Silah Dairesi, karadan denize ağır bombardımanı cephane ile destekleyebilmiştir. Pieper, kara savaşlarının başlangıcından itibaren gerekli cephane ve mühimmatı da zamanında ve yüksek kalitede ürettirmeyi başaracaktır.  

Deniz gücü ağır tahribat gören İtilaf devletleri kuvvetleri, 25 Nisan 1915 tarihinde karaya çıkarma yapma kararı almıştır. Kalıcı olarak asker çıkartılacak yerler Seddülbahir bölgesindeki beş kumsal ile Kabatepe kuzeyindeki Arıburnu bölgesi olarak belirlenmiştir.

Zığındere Muharebesi ile bölge İngiliz askerlerince alınmıştır. Bölgeyi geri almak üzere yapılan Osmanlı saldırısı ağır kayıpla sonuçlanır ancak İttifak devletleri Seddülbahir Cephesi’nde ilerlemenin olanaksız olduğuna karar vermiştir.

25 Nisan sabahı Saros Körfezi açıklarından Bolayır sırtları top ateşine tutulur. Gün boyu süren bu ateşin ardından havanın kararmasına çok az bir süre kalan içleri asker dolu sekiz büyük filika sahile doğru hareket eder. Sahile ulaşmadan hava kararır ve filikalar gemilerine geri dönerler. Donanma ateşi ve geceye doğru yapılan yeni manevralar İttifak devletleri tarafında gece boyunca çıkarma yapılacağı izlenimi verdiğinden bölgedeki kuvvetler 24 saat boyunca bekletilir. Bu bir yanıltma harekâtıdır.

Anzak çıkarması da 25 Nisan 1915’te başlatılmıştır. Bu çıkarmayı, iki kez üstlerini uyarmasına hatta yer göstermesine rağmen dikkate alınmayan 19. İhtiyat Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal 57. Alaydan alınan bir batarya ile Kocaçimentepe yönünden “emirsiz ve itaatsiz olarak“ karşılayacaktır.

Birinci Kirte Muharebesi (28 Nisan 1915), İkinci Kirte Muharebesi (6 Mayıs 1915) ve Üçüncü Kirte Muharebesi (4 Haziran 1915)’ni yaratan çıkarmalar başarısız olur. Bunun üzerine İngiliz komutan H. Weston ve Fransız komutan Gouraund, tüm cephe hattında değil de, daha sınırlı bir hattan taarruzu gerekli görürler. 21 Haziran günü Fransız birliklerinin taarruzuyla başlayan Birinci Kerevizdere Muharebesi’nde Fransız birlikleri, hedefleri olan tepeyi ele geçirmeyi başarır.

Sınırlı hedeflere yönelik, üstelik de bir yanıltma operasyonu ile başlayan taarruzunun bu denli kayba rağmen başarısız olması üzerine General Sir Ian Hamilton, hiçbir askerî harekâta girişilmemesi emrini verecektir.

Müttefik kuvvetler komutanı General Hamilton, takviye kuvvetlerle Suvla Koyu’na çıkarma planlamaktadır. Bu çıkarma harekâtı, Anzak Kolordusu komutanı General W. Birdwood’un önerdiği Sarı Bayır Harekâtı ile aynı tarihte uygulanmasına karar verilir. 6 Ağustos sabahı başlayan taarruzla İngiliz askerleri ilk hat siperlerine girmiş ancak karşı taarruzla geri çıkarılmışlardır. İkinci günü gerçekleşen taarruzlar Kirte Köyü’nün güney batısındaki bağ alanının bir bölümünde tutunabilmiştir. Birinci Anafartalar Muharebesi olarak anılan ve Suvla Koyu’na yapılan çıkarmayla genişleyen Gelibolu Savaşı bu bölgeye kaymış, Arıburnu’ndaki Anzak Kolordusu ile Suvla çıkarma kuvvetleri birleşmiştir. 21 Ağustos 1915 sabahı başlayan İkinci Anafartalar Muharebesi İtilaf devletlerinin çekilmesi ile sonuçlanacaktır. Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal’dir. Çanakkale Savaşı’ndaki “kan pazarı”, “süngü süngüye savaşlar” bu bölgelerde yaşanmıştır.

Kara savaşları haritası

General Hamilton, 3 Kasım 1915’te İngiltere Yüksek Savunma Konseyi’ne sunduğu görüşünde “Gelibolu tahliye edilmelidir” diyecek, İtilaf devletleri, 27 Aralık 1915’te çekilme kararı alacak,  9 Ocak 1916 tarihinde Çanakkale Boğazı’ndan çekileceklerdir.  

Çanakkale geçilememiştir! Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihinin hemen ertesinde; 6 Kasım 1918’de ellerini kollarını sallayarak İstanbul’a gelecekleri güne kadar…

Çanakkale Savaşı, Almanya’nın planlarıyla gereğinden uzun tutulmuş bir savaştır. Liman von Sanders’in “Kıyıları, zayıf sahil gözetleme kıtalarıyla tutmak ve çıkarma(lar) hangi noktada gerçekleşirse, kuvvetli ihtiyat birlikleriyle düşmanı karşılayarak denize geri atmak”5 planı sahillerin boşaltılmasını sağlamış, bir başka deyişle İtilaf devletlerine çıkarma alanları sunmuştur. Bu nedenle kara savaşları beklenenden uzun sürmüş, binlerce insan kaybına neden olmuştur. Bu plan Avrupa’da yürüyen savaşa Almanya lehine destek olmak üzere uygulanmıştır.

Osmanlı yönetimi seyircidir. Harbiye Nazırı Enver Paşa ise Osmanlı Genelkurmay başkanı von Schellendorf tarafından Almanya Genelkurmayı’nın denetimde hazırlanan savaş planları, evraklar ve yazışmalarda sadece ismiyle bulunmaktadır.

Çanakkale Savaşı’nı okumak  

Çanakkale Savaşı, birçok metinde bağımsız bir savaş gibi sunulmaktadır. Bazı anlatımlarda öyle noktalara taşınmıştır ki sanki Mustafa Kemal ile İngiliz emperyalizmi savaşmaktadır. İşin gerçeği; Çanakkale Savaşı, iki emperyalist cepheyi tarif eden İttifak Devletleri ile İtilaf Devletleri’nin aralarında dört yıl süren paylaşım savaşlarından sadece bir tanesidir.  

Bu savaşın Anadolu’yu bölmek, parçalamak ve paylaşmak için gelen saldırgan İtilaf devletlerinin emperyalizmine karşı Anadolu insanının vatanını korumak amacıyla verdiği soylu ve büyük bir direniş olduğu anlatımı savaşın kendisini değil yalnızca bir bölümünü yansıtmaktadır. Osmanlı, gerileyen bir güç olarak karşı emperyalist cephenin iştahını kabartırken, Osmanlı’nın dâhil olduğu emperyalist cephenin amaçları da bundan farklı değildir. 

Osmanlı, “bir koyup üç almak” gibi nedenlerle bu savaşın temel bloklarından birine yaslanarak emperyalist savaşın açık bir tarafı olmuştur. “Açık bir paylaşım savaşının açık bir aktörü” olan Osmanlı’nın, bu paylaşım savaşının halkalarından biri olan Çanakkale Savaşı’ndaki konumunun, salt savaşın kendi ülke sınırlarına dayanmış olması nedeniyle, anti-emperyalist olarak nitelendirilmesi asla söz konusu olamaz.6

Diğer yandan bu savaşın “Türklük” ve “Müslümanlık” savaşı olmadığı ilk görülmesi gereken öğedir. Çanakkale Savaşı’nın bu başlıklarla bağını kuran ya da kurmak isteyenlerin bakması gereken ilk yer Alman Komuta Merkezi’dir.

İtilaf devletleri askerleri

Osmanlı padişahının cihat ilanının karşılık bulmadığı, –örneğin- Hintli ya da başka halklardan Müslümanların İtilaf devletlerinin askeri olarak Çanakkale’de savaştığı unutulmamalıdır. Ortada “gâvurun haçlı seferleri” yoktur, Osmanlı’nın müttefikleri de Hristiyan’dır. Diğer yandan her iki tarafın ordusunda da Ermeni, Rum, Arap, Kürt ya da Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler bulunmaktadır. Hz. Muhammed’in orada savaştığı, yeşil sarıklı ve aksakallı evliyaların görüldüğü şeklindeki İslami sosa bulanmış Çanakkale emperyalist işbirliklerin devam ettirilmesine tahvil edilmiştir.

Sık sık dillendirilen “şanlı Türk ordusu”’nun ya da günümüzde milliyetçi İslamcılığın eklediği “küffara karşı İslam ordusu”’nun kazanan taraf olduğuna dair atılan hamaset nutukları ile bunun bir “vatan savunması” olduğu iddiası Osmanlı’nın yoksul halklarının çocuklarının Alman emperyalizminin çıkarları ile Osmanlı yöneticilerinin kişisel ihtirasları/hayalleri arasında kıyıldığının saklanmasıdır.7

Kara Savaşları

Çanakkale Savaşı, bir kahramanlıklar ve dramlar manzumesidir. Hangisi yazılırsa yazılsın; her iki taraftan, savaşan yoksul halkların çocukları için olacaktır: “Bir Türk ile bir İngiliz göğüs göğüse gelmişler birbirleriyle boğuşurken İngiliz asker, bıçağını Türk’ün sırtına yukarıdan aşağıya doğru saplamış, Türk’te bu sırada hançerini düşmanının bağırsaklarına aşağıdan dürtmüş. Böylece iç içe geçmiş iki iskeleti, dar bir siperin duvarına yaslanmış olarak buldular. Bu, Gelibolu’daki amansız savaşın göstergesiydi.”8

Muharebe alanlarındaki tarifi imkânsız görüntüler ile cephe topraklarının insan kanıyla kıpkırmızı olduğu gerçeği birçok tarihi anıda anlatılmaktadır. Bedenleri toprağa düşmüş askerlerin toplu halde çukurlara gömüldüğü de. Bu savaşta ölen askerlerin hatırı sayılır bir kısmının isimleri, çok büyük bir çoğunluğunun mezarları bulunmamaktadır.

Çanakkale Savaşı’nda onca acı ve yıkımlara karşın kara savaşlarında sergilenen direniş; çökmekte olan Osmanlı düzeninden halkın payına düşen ülke savunmasıdır. Yoksul Anadolu halkalarının çocuklarının “vatanımızı işgal etmesinler” inancındaki ulviliktir. Dünyanın yoksul ülkelerinin yoksul insanları emperyalist çıkarlar uğruna karşı karşıya getirilerek birbirine doğratılmıştır. Eğer bir anti-emperyalizm türetilecekse, buradan türetilmelidir.

Çanakkale Savaşı’nın “Milli Mücadele” bağı  

İslamcılığı harcına fazlaca katmış Türk milliyetçiliğinin, Alman generallerini yok sayarak, Çanakkale’yi Ankara’ya bağlama çabası Osmanlı’yı Cumhuriyet’e bağlama çabasının yedeğindedir. Konumuz itibariyle; Çanakkale Savaşı ve haricen Osmanlı, bu topraklardaki nitelikli insan gücünü son haddine kadar tüketirken, Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet, en büyük sancısını nitelikli insan yaratabilme mücadelesinde yaşamıştır.

Çanakkale’den Conkbayırı’na uzanan coğrafyada 5. Ordu komutanından izin almadan yer tutarak savaşın en kanlı bölümlerini yöneten “emre itaatsizlikten” yargılanmak yerine Miralay rütbesine terfi ettirilmek zorunda kalınan Yarbay Mustafa Kemal, bir subay olarak adını burada duyurmuştur ancak Mili Mücadele gibi bir olguya yön vermeye kalkmanın yanında buradaki kahramanlığın esamesi okunmamalıdır.

Miralay Mustafa Kemal

Alman Genelkurmayı’nın kontrolüne giren Osmanlı ordusunda en dikkat çekici tavır ve uyarı 20 Eylül 1917 tarihli raporu ile 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal’den gelmiştir. Mustafa Kemal, Enver Paşa ve Talat Paşa’ya gönderdiği raporda: “… içinde bulunduğumuz bataklıktan Almanlarla beraber bulunarak kurtulmak zaruri ise de, Almanların bu zaruretten imdadı ve harpten istifade ederek bizi müstemleke şekline sokmak ve memleketimizin bütün menabini (kaynaklarını) kendi ellerine almak siyasetine muarızım (karşıyım) ve rical-i devletin bu hususta hiç olmazsa Bulgarlar kadar müstakil ve kıskanç olmalarını lüzumlu görürüm…” demekte ve içinde yuvarlanılan Alman emperyalizm batağından ayrılmaktadır.10

Ve unutulmamalıdır ki… Üç paşalar (Enver Paşa, Cemal Paşa ve Talat Paşa) 8-9 Kasım 1918 gecesi U67 Alman denizatlısı ile İstanbul’dan kaçarken, Osmanlı’nın son padişahı Sultan Vahdettin’i de Cumhuriyet uğurlayacaktır. Çanakkale Savaşı’nda Mustafa Kemal komutan diye bu savaşa olmadık ilerici anlamlar yükleyenler, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı ve Osmanlı-Cumhuriyet kopuşunu önemsizleştirmektedir.

Milli Mücadele, Sevr anlaşması ile ömrünü tamamlamış olan Osmanlı’yla birlikte Osmanlı’nın bu topraklara vermiş olduğu zararların da ortadan kaldırılmasının mücadelesidir. Cumhuriyet ise Osmanlı’yla birlikte onun yönetim şekline karşı verilen mücadelenin ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

1915’teki Çanakkale Savaşı ile 1920’lerdeki Ulusal Kurtuluş Savaşı birbirinden çok farklı amaçları, hedefleri ve önderlikleri olan iki ayrı savaştır. Çanakkale Savaşı, emperyalist güçler arası bir savaşken, Ulusal Kurtuluş Savaşı yok olmaya yüz tutmuş emperyalist Osmanlı’nın külleri üzerinden, hem Osmanlı’ya hem de emperyalist güçlere karşı verilmiş bir anti-emperyalist bağımsızlık mücadelesidir.11

Bugünden bakmak

Çanakkale Savaşı’nın 1930’lara kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin gündeminde yeri yoktur. Nazi Almanya’sına kadar da Almanya’nın zaferleri arasında sayılmıştır. Türkiye’nin gündemine 1930’lardan sonra Nazilerin etkisiyle yükselen milliyetçilik sebebiyle dâhil olabilmiştir. 1980’den sonra milliyetçi değerler üzerine üretilen hamaset 2003 yılından itibaren 18 Mart’ın “Şehitler Günü” ilan edilmesi ile birlikte milliyetçi tahkimata tahvil edilmiştir.

Çanakkale Savaşı konusunda Osmanlı monarşisini savunanlarla -bazı- Cumhuriyetçi Kemalistlerin gizli bir ortaklığı bulunmaktadır. Osmanlı’yı savunanları anlamak olanaklıdır ancak Çanakkale Savaşı’na “Mustafa Kemal orada Tümen Komutanı’dır” diye kanal açanlar Cumhuriyet ile Osmanlı barışını yeniden tesis etmek üzere tarihin motorunu geriye çevirmektedir.   

Çanakkale Savaşı merkezli siyasal ve ideolojik yapılanma üç evreye ayrılabilir:

İlk dönem ulus devlet inşasının yapı taşı haline getirilmek istenen evre: Militarist bir edebiyat yükselir. İkincisi Batının artık kesinkes düşman olmaktan çıkıp “uygar AB”ye dönüştüğü pür liberalizm evresidir: Naif bir hümanizm yayılır. Üçüncüsü dinselleşmedir. Evliyalar komutanların yerini alır, Çanakkale’ye cihad masalları uydurulur.

Liberallerin emperyalizmi aklama gayreti yüzeyden akan sudur, geçer gider. Etkisi olmuyor. Boğazı elini kolunu sallayarak geçeceğini, birkaç gün içinde İstanbul’u düşürüp ardından Karadeniz’e açılacağını varsayan emperyal gururu ve aptallığı, kara savaşındaki akıl dışı vahşeti “onlar da insan” diye unutturamazsınız.

Ama zaten solla insancıllık konusunda kim yarışabilir? Seyit Onbaşının kaldırdığı top mermisi efsane de gerçek de olabilir ama aynı kişinin hayatını hamallık yaparak tamamladığı, hangi milliyetçi hamasete eklemlenebilir?

Seyit Onbaşı

Din savaşı palavralarıysa burjuva ideolojisinin çileden çıkmış hali. On binlerin öldüğü alanlara beton döküp Çin işi hediyelik satan barakalar kurduran, inşaat yasağını delen, yağmacı bir deli saçmasının ambalajıdır dincilik. Gerçeklikten mutlak kopuştur.

Üstelik değindiğim üç evre aslında birbirinin içine geçerek ortaklıklarını ele vermektedirler. Türk milliyetçiliği İslamcılığı harcına fazla katmış bir milliyetçilik olmasına karşın Batıyla bozulan arasını yeniden yapmak için Çanakkale’ye hümanizm pompalamıştır. Üç akım dünyanın paylaşımı bağlamının ve saldırgan olarak emperyalizmin rolünün üstünü örtmekte tam bir anlaşma içinde olmuşlardır.12

Hakan Aydın

14.05.2021

KAYNAKLAR:

  1. https://silivri.tv.tr/2021/05/10/osmanlida-alman-yayilmaciligi-1-sarikamis-kiyimi-hakan-aydin/
  2. https://www.ttk.gov.tr/belgelerle-tarih/i-dunya-savasinda-canakkale-savaslari/
  3. A. ESENKAYA, Çanakkale Cephesi’nde 19 Mart- 24 Nisan 1915 Günleri, Çanakkale Araştırmaları, 2013.
  4. K. WOLF, Gelibolu 1915 1. Dünya Harbi’nde Alman-Türk Askeri İttifakı, 2014, Aktaran: İ. ASIL, Tarihin Saklı Sayfaları, 2020.
  5. A. ESENKAYA, Çanakkale Cephesi’nde 19 Mart- 24 Nisan 1915 Günleri, Çanakkale Araştırmaları, 2013.
  6. https://haber.sol.org.tr/yazarlar/aydemir-guler/canakkalenin-yuku-207703
  7. https://silivri.tv.tr/2021/05/10/osmanlida-alman-yayilmaciligi-1-sarikamis-kiyimi-hakan-aydin/
  8. https://www.yenibursa.com/canakkale-savasi-ve-gizli-gercekler-makale,152927.html
  9. https://sendika.org/2014/03/canakkale-anti-emperyalist-bir-savas-midir-mahmut-ustun-176687/
  10. https://www.marasgundem.com.tr/makale/107-yil-osmanli-genelkurmayina-atanan-alman-subaylar-ne-yapmisti-17792
  11. https://sendika.org/2014/03/canakkale-anti-emperyalist-bir-savas-midir-mahmut-ustun-176687/
  12. https://haber.sol.org.tr/yazarlar/aydemir-guler/18-mart-hamaset-kasvet-110634