Eskilerden duyduğumuz güzel bir öğüt vardır: “Bir mahalleden ev alacaksanız ya da orada kirada oturacaksanız, önce sokaktaki hayvanlara bakın. Sizden kaçmıyor, insanlara korkmadan yaklaşabiliyorlarsa orada iyi insanlar yaşıyor demektir.”
Bir kentin vicdanı, kendini anlatamayan canlılara nasıl davrandığında da ortaya çıkar. Sokakta yaşayan bir köpeğin, barınakta titreyen bir kedinin, suyu boşalmış bir mama kabının bize söylediği çok şey vardır. Yeter ki görmeye, dinlemeye ve sorumluluk almaya niyetimiz olsun.
Son günlerde Silivri’de hayvanların yaşam koşullarıyla ilgili hayvanseverlerden mesajlar alıyorum. Bu mesajlarda üzüntü kadar öfke, kaygı ve giderek büyüyen bir güvensizlik de var.
Yeni barınağın ne zaman tamamlanacağı soruluyor. Mevcut barınağın koşulları eleştiriliyor. Toplanan hayvanların nereye götürüldüğü, götürüldükleri yerde nasıl bakılacağı ve sağlık durumlarının nasıl izleneceği konusunda açıklama bekleniyor.
Bu soruların her biri cevaplanmayı hak ediyor.
Hayvanseverler, yapımı süren yeni alanın rüzgâra açık bir tepede bulunduğunu, gölgelik ve yeşil alan bakımından yetersiz olduğunu belirtiyor. Yüksek gerilim hattına ilişkin kaygılarını da dile getiriyorlar. Yer seçiminin hayvanların sağlığı ve güvenliği açısından uygun olup olmadığını sorguluyorlar.
Bu değerlendirmelerin teknik karşılığını ortaya koyacak olan, projeyi yürüten kurumdur. Alanın neden seçildiği, soğuktan ve sıcaktan korunmanın nasıl sağlanacağı, kapalı bölümlerin ve açık gezinti alanlarının hangi koşullarda hazırlanacağı kamuoyuna anlatılmalıdır.
Bir projenin adında “yaşam alanı” yazması yetmez. Orada gerçekten nasıl bir yaşam kurulacağını da görmemiz gerekir.
Bana ulaşan mesajlarda mevcut barınağın kedi bölümüne ilişkin anlatımlar da bulunuyor. Hayvanseverler, çok sayıda kedinin bir arada tutulduğunu, aralarında yavruların ve hasta olduğunu söyledikleri hayvanların bulunduğunu aktarıyor. Temizlik, bakım ve tedavi konusunda endişelerini paylaşıyorlar.
Bunlar yerinde inceleme ve kayıtlarla açıklığa kavuşturulması gereken iddialardır. Ancak henüz doğrulanmamış olmaları, görmezden gelinebilecekleri anlamına gelmez.
Belediye; barınakta kaç hayvan bulunduğunu, kaçının tedavi gördüğünü, bakımın kaç personelle yürütüldüğünü ve veteriner hizmetlerinin nasıl sağlandığını açıklayabilir. İyileşen, sahiplendirilen ve yaşamını yitiren hayvanlara ilişkin düzenli verileri paylaşabilir.
Böyle bir açıklık, hem hayvanların durumunu anlamamızı sağlar hem de görevini özenle yapan çalışanların emeğini görünür kılar.
Nakil meselesi ise hayvanseverlerin en fazla kaygı duyduğu başlıklardan biri. Bazı hayvanların Kısırkaya’ya götürüldüğüne ilişkin bilgiler paylaşılıyor. Bu bilgiyi doğrulayacak sevk kayıtları ve kurum açıklamaları henüz elimizde yok. Hayvanların gönderildikleri yerde öldürüleceği yönündeki korkuları da doğrulanmış bir olay gibi yazamayız.
Fakat bu korkunun neden büyüdüğünü sormak zorundayız.
Hayvanlar başka bir tesise gönderiliyorsa hangi gerekçeyle gönderiliyor? Kaç hayvan sevk edildi? Kabul edildikleri yerdeki bakım koşulları nasıl? Sağlık takiplerini kim yapacak? Onlarla yıllardır ilgilenen gönüllüler bilgi alabilecek mi?
Bu sorular cevapsız kaldığında belirsizlik büyür. Belirsizliğin olduğu yerde de söylentiler ve korkular çoğalır.
Mama ve su noktalarıyla ilgili şikâyetler de aynı açıklıkla ele alınmalıdır. Hayvanseverler bazı noktaların boş ve bakımsız kaldığını, besleme işinin gönüllülerin çabasıyla sürdüğünü anlatıyor. Belediyenin hangi noktaya, hangi sıklıkla mama ve su ulaştırdığı belli olmalıdır. Düzenli denetim ve erişilebilir bir bildirim sistemiyle aksaklıklar takip edilmelidir.
Gönüllülerin kendi imkânlarıyla gösterdiği çaba değerlidir. Bu çaba, belediye hizmetlerinin planlı ve sürekli yürütülmesi ihtiyacını ortadan kaldırmaz.
Yeni barınağın bir bölümünün tamamlandığı söyleniyor. Peki, hangi koşullar sağlanarak tamamlandı? “Bitti” denilen bölümde hayvanların günlük yaşamı için neler hazır?
Benim için bir yaşam alanının tamamlanması; her hayvanın korunabileceği bir kulübeye veya uygun bir barınma bölümüne, temiz mama ve su kaplarına, güvenle hareket edebileceği bir alana kavuşması demektir. Bunların yanında temizlik, besleme, bakım ve sağlık takibini düzenli olarak yürütecek yeterli personelin de bulunması gerekir.
Tamamlandığı söylenen yer bu ihtiyaçları karşılıyor mu? Yoksa yalnızca etrafı tellerle çevrilmiş bir alandan mı söz ediyoruz?
Hayvanlar bir arada tutulacaksa birbirleriyle uyumları nasıl değerlendirilecek? Daha küçük, güçsüz veya kendini savunamayacak durumdaki hayvanların saldırıya uğramasını önlemek için hangi tedbirler alınacak? Barınma düzeni, hayvanların bireysel ihtiyaçları ve davranışları gözetilerek mi oluşturulacak?
Bu soruları geçmişte yaşananlardan bağımsız soramıyoruz. Daha önce barınakta, yasaklı ırk kapsamında olduğu belirtilen dört köpeğin aynı kafeste tutulduğu ve birbirlerine şiddetli biçimde saldırdığı görüntüleri haberleştirmiştik. Böyle bir olayın ardından, yeni alanda benzer durumların nasıl önleneceğine ilişkin somut bir açıklama beklemek son derece doğaldır.
Güvenin yeniden kurulabilmesi için geçmişteki sorunların ele alındığını ve gerekli önlemlerin uygulandığını görmek gerekir.
Yeni barınak için de artık açık bir takvim bekleniyor. İşin hangi aşamada olduğu, tamamlanması için ne gerektiği ve ne zaman hizmete açılacağı anlaşılır biçimde paylaşılmalıdır. Gecikme varsa gerekçesi açıklanmalıdır.
Bütçe yetersizliği söz konusuysa bunun da somut karşılığı ortaya konulmalıdır. Hayvanseverlerin “Başka etkinliklere kaynak bulunurken hayvanların bakımına neden bulunamıyor?” sorusu, kamu kaynaklarının nasıl önceliklendirildiğine ilişkin bir sorudur. Cevabı da rakamlarla ve yapılan işle verilir.
Silivri Belediyesi’nin hayvanseverlerle, veteriner hekimlerle ve ilgili sivil toplum temsilcileriyle yerinde incelemeye dayanan bir görüşme yapması yararlı olacaktır. Böyle bir buluşmadan, sorumluları ve tarihleri belli bir çalışma takvimi çıkmalıdır.
Benim çağrım açık: Hayvanların nerede, hangi koşullarda yaşadığını gösterin. Yeni alanın takvimini paylaşın. Nakiller konusunda bilgi verin. Şikâyetleri inceleyin ve sonuçlarını açıklayın.
Çünkü bu tartışmanın merkezinde korunmaya muhtaç canlılar var. Soğukta bekleyen, tedaviye ihtiyaç duyan, temiz suya ve güvenli bir yere ulaşmaya çalışan hayvanlar…
Onların hayatı, kurumlarla gönüllüler arasındaki iletişimsizliğin ve bitmeyen belirsizliğin içinde kaybolmamalı.
Silivri’de güveni yeniden kurmanın yolu, sorulara açık cevaplar vermekten ve verilen sözleri yerine getirmekten geçiyor. Canlar için beklenen de budur.
Yorumlar 0