"Şu Metris'in önü bir uzun alan,
Bir tek seni sevdim gerisi yalan.
Senin hasretindi hücreme dolan,
Bir tek seni sevdim gerisi yalan..."
Bir döneme damga vuran Metris Cezaevi'nin türküsü böyle başlar. Türkiye'nin hafızasında yer eden birçok olay gibi, Metris de zamanla türkülere, şiirlere ve hikâyelere konu oldu.
Silivri için henüz böyle bir türkü yazılmadı. Ama görünen o ki önümüzdeki yıllarda Silivri üzerine daha çok hikâye yazılacak, daha çok insanın hayatı anlatılacak.
Geçtiğimiz günlerde İBB davasında tutuklu bulunan Iraz Bayrak'ın hikâyesine değinmiştim. Mahkemedeki savunmasında çocukluğunu anlatırken şu sözleri kurmuştu:
"Küçük bir yerde öğretmen çocuğu olarak, hep sorumluluk sahibi ve örnek olması gereken bir bilinçle büyütüldüm. Örneğin, herkes okula saçını salıp gidebilirken siz örnek olmanız gerektiği için gidemezsiniz."
Bu sözler yalnızca bir savunmanın değil, aynı zamanda bir hayat hikâyesinin de özeti gibiydi. Silivri'nin duvarları ardında bugün farklı yaşamlara, farklı umutlara ve farklı bekleyişlere tanıklık ediyoruz.
Bugün ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten'in hikâyesine değinmek istiyorum.
T24 yazarı Candan Yıldız'ın aktardığı savunmasında Gülten, İstanbul'da yürüttüğü çalışmaları anlatırken Üsküdar Salacak Sahili'ndeki kaçak yapıların kaldırılması sürecinden söz ediyor. Yıllarca vatandaşın denizle arasına giren işgallerin kaldırılması için mücadele ettiklerini, halkın ücretsiz kullanabileceği kamusal alanlar oluşturduklarını söylüyor.
Savunmasındaki ifadeler dikkat çekici:
"İnsanların rahatça oturabilecekleri, denizle ilişki kurabilecekleri, Topkapı Sarayı'nı, Galata Kulesi'ni, Kız Kulesi'ni ücretsiz izleyebilecekleri bir alan oluşturduk."
Ancak bu süreç kolay olmamış. Kaçak yapıların yıkımı sırasında çeşitli engellemelerle karşılaşılmış, güvenlik güçleri günlerce bölgede beklemiş. Hatta Gülten, bir yıkım sırasında yaklaşık 20 kişilik bir grubun saldırısına uğradığını da anlatıyor.
İstanbul'un birçok noktasında kamusal alanların işgallerden kurtarılması için yürütülen çalışmaların içinde yer aldığını belirtiyor. Kadıköy Meydanı'ndan Bakırköy'e, Salacak'tan Kartal sahiline kadar pek çok bölgede gerçekleştirilen düzenlemeleri sıralıyor.
Dava dosyasında dikkat çeken ayrıntılardan biri de Ekrem İmamoğlu ile Ramazan Gülten arasındaki tek HTS kaydı. O görüşmenin sebebinin, Gülten'in saldırıya uğramasının ardından yapılan geçmiş olsun telefonu olduğu ifade ediliyor.
Ancak bu hikâyenin en etkileyici kısmı mahkeme salonunda değil, bir annenin sözlerinde saklı.
Duruşmayı izlemek için Karaman'dan Silivri'ye gelen 74 yaşındaki anne Dursun Gülten, gözleri dolarak oğlunu anlatıyor:
“Ben Ramazan'ımı çok güzel yetiştirdim. Çocuklarımın hepsiyle ben gurur duyuyorum. Kanımın son damlasına kadar arkalarındayım. Yaptıkları işten hiçbir kötülük beklemeyin. Ben onlara yavan yemesini de öğrettim, yayan yürümesini de öğrettim. Benim çocuklarım kendileri çalıştı, kendileri okudu. Eşim işçiydi. Ben çapaya gittim. Onları öyle okuttum. Çocuklarımın hayatını kurtarmaya çalıştım. Devletimden adalet bekliyorum.”
Bu sözler yalnızca bir annenin oğluna duyduğu güveni değil, emekle çocuklarını büyüten binlerce ailenin ortak hikâyesini de anlatıyor.
Ramazan Gülten tutuklandığında eşi altı aylık hamileydi. O cezaevindeyken kızı Maya dünyaya geldi. Doğumda bulunma talebi kabul edilmedi. Kızının ilk kez "baba" dediğini ise duruşma salonunda öğrendi.
Kendi ifadesiyle kızının birçok "ilk" anını kaçıran bir baba oldu.
Ama cezaevinde oturup beklemek yerine kızına bir çocuk kitabı yazdı. Eşi de kitabın resimlerini çizdi. Kitabın adı Müjde Kuşu.
Bugün Silivri Dayanışma Ağı, aileye destek olmak amacıyla kitabın daha fazla okura ulaşması için çaba gösteriyor. Çünkü bazen dayanışma, bir kitabın sayfalarında da hayat bulabiliyor.
Belki Silivri'nin henüz bir türküsü yok.
Ama Silivri'nin duvarları ardında biriken hikâyeler var.
Bir öğretmen çocuğunun sorumluluk duygusuyla anlattığı çocukluğu, bir annenin adalet beklentisi, bir çocuğun babasına duyduğu özlem, doğumunda bulunamayan bir babanın kızına yazdığı kitap...
Sanırım ileride Silivri'yi anlatan türkülerden önce bu hikâyeler kalacak hafızamızda.
Ve belki de Silivri için yazılacak en güzel türkü, insanların birbirine sahip çıktığı bu hikâyelerin içinden doğacak.
Yorumlar 0