USD 50,0239 %0,05
EURO 56,3038 %0,54
GRAM ALTIN 6.488,43 %2,93
Hava Durumu İSTANBUL 15,2° Yağmurlu
Köşe Yazıları Faysal BULUT Faysal Bulut Yazdı I Maratonun Görünmeyen Gücü: Gönüllüler
Faysal BULUT
Faysal BULUT

Faysal Bulut Yazdı I Maratonun Görünmeyen Gücü: Gönüllüler

İstanbul Maratonu’nda görev alan 544 gönüllü ve lider gönüllü, sabahın ilk saatlerinden itibaren sporculara destek oldu. Kendi deneyimlerimden ve Merve’nin fedakârlığından yola çıkarak, maratonun görünmeyen gücü olan gönüllülerin emeğini, dayanışmasını ve aidiyet duygusunu anlattım.

Faysal Bulut Yazdı I Maratonun Görünmeyen Gücü: Gönüllüler

Bir maratonun sonunda dereceler konuşulur. Rekorlar, madalyalar, bitiş çizgisini geçen sporcuların sevinci…

Ben bu kez biraz da o çizginin gerisinde kalanları anlatmak istiyorum. Sabahın karanlığında evinden çıkan, yağmurun altında bekleyen, su uzatan, emanet eşya taşıyan, yol gösteren insanları…

İstanbul Maratonu’nun gönüllülerini.

Geçen pazar İstanbul sokaklarında, daha gün aydınlanmadan sarı yağmurluklar vardı. Saat sabahın beşiydi. Şehrin büyük bir bölümü uykudayken gönüllüler görev yerlerine ulaşmaya çalışıyordu.

Bu yıl maratonda 544  gönüllü görev aldı. Dile kolay, 544 insan… Her birinin kendi hayatı, sorumlulukları, işi, okulu, ailesi vardı. O sabah hepsi ortak bir amaç için yola çıktı: Bir organizasyonun parçası olmak, sporcuların işini kolaylaştırmak, ihtiyaç duyulan yerde bulunmak.

Gönüllülük biraz da böyle bir aidiyet duygusu. Yorulacağını bilerek gelmek. Günün sonunda elinde bir ücret olmayacağını bilmek ama yine de verilen görevi sahiplenmek.

Elbette ücret karşılığında da 544 kişiyi bir araya getirebilirsiniz. Ancak aynı güler yüzü, aynı dayanışmayı, görev alanının dışındaki bir ihtiyacı görüp kendiliğinden koşan o sorumluluk duygusunu yalnızca ücretle sağlayamazsınız.

Bazen düşünüyorum: Aynı insanlara “Sabah beşte buluşalım, sizi geziye götürelim” desek acaba kaç kişi gelir? Belki bu kadarını bir araya getiremeyiz. Ama söz konusu bir başkasına yardım etmek olunca insanlar uykusundan, dinlenmesinden, hafta sonundan vazgeçebiliyor.

Çünkü orada kendilerine ihtiyaç olduğunu biliyorlar.

Gönüllüleri “Boş zamanı olan insanlar” diye görenler de var. Oysa aramızda mühendis de var, diyetisyen de;  ana okul öğretmeni de var, İngilizce öğretmeni de; memur da var, öğrenci de…

Kimsenin hayatı sorumluluksuz değil. Herkes kendi hayatının içinden zaman ayırıp geliyor.

Lider gönüllülerin emeği ise etkinlik gününden önce başlıyor. Günler öncesinden hazırlıklara katılıyor, görev dağılımlarıyla ilgileniyor, gönüllülerin sorularına cevap veriyorlar. Sahada gördüğümüz çalışmanın arkasında, çoğu zaman görmediğimiz bir hazırlık süreci var.

O gün elbette aksaklıklar da yaşandı. Yağmurluk ve gıda temini konusunda arkadaşlarımızın haklı şikâyetleri vardı. İki ayrı bitiş alanıyla yürütülen organizasyonun yükü sahada açıkça hissediliyordu.

Bu yoğunluk, yaşanan güçlükleri anlamamızı sağlayabilir. Ancak eksiklerin konuşulması ve giderilmesi de gerekir. Gönüllüler başkalarının ihtiyaçlarına yetişmeye çalışırken onların temel ihtiyaçlarının da düşünülmesi gerekir. Verilen emeğe gösterilecek özen, bir sonraki organizasyonu da güçlendirir.

Ben de o gün farklı bir istasyonda görev beklerken emanet eşya bölümüne yönlendirildim. Açıkçası ilk anda biraz üzüldüm.

Sonra oradaki yoğunluğu gördüm.

Ve içimden, “İyi ki buraya verilmişim” dedim.

Övünmek için söylemiyorum; birkaç arkadaşımla birlikte o kargaşayı sporculara mümkün olduğunca az yansıtmaya çalıştık. Emanet eşya bölümlerinde nerede yoğunluk varsa oraya koştuk. Bir yerde işimiz hafiflediğinde başka bir yerdeki arkadaşlarımızın yanına gittik.

O koşuşturmanın içinde insanın kendi beklentileri geri planda kalıyor. Bir sporcunun eşyasını bulup rahatladığını görmek, sıkışan bir arkadaşının yükünü hafifletmek yetiyor.

Günün sonunda yorgundum. Belki bazı şeyler içime de sinmemişti. Ama vicdanım rahattı.

Birkaç kişinin işini kolaylaştırdığımı biliyordum.

Burada Merve kardeşime ayrıca bir parantez açmak istiyorum.

Merve, engeli bulunan bir gönüllü arkadaşımız. O sabah saat beşte Şirinevler metrobüs durağına geliyor. Servis bulamayınca birkaç araç değiştirerek etkinlik alanına ulaşıyor.

Biz kendi istasyonumuzdaki işlerimizi tamamladıktan sonra başka bir istasyona geçtiğimizde Merve de oradaydı. Sabahın o saatinden beri ayaktaydı. Saat öğleden sonra ikiye yaklaşırken hâlâ elindeki su şişesini koşan sporculara uzatıyordu.

O görüntü aklımdan çıkmıyor.

Merve’nin uzattığı o suda, sabahın karanlığında başlayan yolculuğu da vardı, yorgunluğu da, görevini sonuna kadar sürdürme isteği de…

Bence Spor İstanbul gönüllülerinin fedakârlığını anlatan en güçlü karelerden biri buydu.

Bir organizasyonun başarısını değerlendirirken gönüllülerin emeğini de hatırlamak gerekir. Hangi noktada beklediklerini, kaç saat ayakta kaldıklarını, kaç kişinin sorusuna cevap verdiklerini, kaç sorunu büyümeden çözdüklerini…

Çünkü maratonun akışını sağlayan emek, sonuç tablolarında görünmüyor.

Ben de bir spor gönüllüsüyüm. O günün sonunda güzel bir Boğaz manzarasına karşı dinlenme fırsatım belki olmadı. Ama birlikte çalıştığım arkadaşlarım ve işini kolaylaştırabildiğimiz sporcular vardı aklımda.

Bir de saatlerdir ayakta olmasına rağmen su uzatmaya devam eden Merve…

Yorgunluğumun içinde bana “İyi ki buradayım” dedirten de buydu.

Yorumlar 0

Bu yazı için henüz onaylı yorum bulunmuyor. İlk yorumu siz yapın.

Faysal BULUT Diğer Köşe Yazıları