USD 46,1438 %0,03
EURO 53,3666 %0,14
GRAM ALTIN 6.231,49 %-1,39
Hava Durumu İSTANBUL 23,8° Az Bulutlu
Köşe Yazıları Burak Mumcu Danamandıra Konuşulmadan Çevre Günü Kutlanabilir mi?
Burak Mumcu
Burak Mumcu

Danamandıra Konuşulmadan Çevre Günü Kutlanabilir mi?

Dünya Çevre Günü kutlanırken Danamandıra neden konuşulmuyor? Silivri'deki çevresel tahribat, taş ocakları ve kent geleceği üzerine çarpıcı bir değerlendirme.

Danamandıra Konuşulmadan Çevre Günü Kutlanabilir mi?

Geçtiğimiz günlerde ilk kez gerçekleştirilen Kültür ve Edebiyat Günleri kapsamında belediye ve paydaşlarının hazırladığı çevre standını ziyaret etme fırsatı buldum. Çevresel ve ekolojik tahribatların yoğun şekilde hissedildiği Silivri'de, 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle daha etkili ve daha gerçekçi bir çevre farkındalığı oluşturulması; çevreciler, siyasetçiler, aktivistler, Danamandıralılar, Çantalılar ve çevresel-kültürel alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları açısından önemli bir fırsattı.

Ancak çimento santrali, taş ocakları, deniz kirliliği, ekolojik tahribat, yangın ve afet riskleri gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya olan bir kentte çevre farkındalığının yalnızca bir yazı panosuna, denizden çıkarılan atıklara, atık yağ ve kâğıt toplama çalışmalarına indirgenmesi, daha büyük çevresel sorunların konuşulmasının önüne geçti.

Elbette çevre sorunlarının yalnızca Silivri'nin değil, ülkemizin ve dünyanın ortak problemi olduğunun farkındayım. Bu sorunlarla mücadele için merkezi düzeyde daha güçlü politikalar ve daha radikal kararlar gerektiği açıktır. Ancak yerel ölçekte baktığımızda, yaşadığımız toprağı ve çevreyi korumak için yeterli mücadeleyi ortaya koyamamak da başlı başına önemli bir sorundur.

Burada değinmek istediğim asıl konu ise 8 Haziran Marmara Denizi Günü kapsamında dalgıçlar ve AFAD ekiplerinin desteğiyle gerçekleştirilen farkındalık programıdır. Bu tür etkinliklerin çevre bilincini artırması açısından değerli olduğunu düşünüyorum. Ancak programın yeterli kitleselliğe ulaşamaması, halk katılımının sınırlı kalması ve protokol ağırlıklı bir görüntü vermesi bazı soru işaretlerini de beraberinde getirmektedir.

Programın açılışında yapılan konuşmada çevre konusunda hassasiyet gösteren ve projeler üreten bir belediyecilik anlayışından (!) söz edildi. Ardından Belediye Başkanı Sayın Bora Balcıoğlu da ormanların, tarım topraklarının, mahallelerin, kültürel mirasın ve denizin aynı hassasiyetle korunacağını ifade etti. (!)

Kuşkusuz bu açıklamalar değerlidir. Ancak kamuoyunun beklentisi yalnızca doğru cümleler duymak değil, bu cümlelerin sahadaki karşılığını da görebilmektir.

Bugün Danamandıra'da taş ocakları nedeniyle gündeme gelen tartışmalar devam ederken, tarım ve orman alanları üzerindeki baskılar sürerken, kültürel miras alanları bakımsızlık, vandalizm ve çeşitli müdahaleler nedeniyle zarar görürken; çevre ve kültür politikalarının yalnızca sembolik etkinliklerle sınırlı kalmaması gerekir.

Özellikle Danamandıra'dan gelen görüntüler, devam eden hukuki süreçler ve bölge halkının itirazları ortadayken bu konuların yeterince gündeme taşınmaması dikkat çekicidir. Çünkü çevresel ve kültürel tahribatlar yalnızca meydana geldikleri günün değil, geleceğin de sorunudur. Bugün sessiz kalınan her müdahalenin yarın daha büyük sonuçlar doğurabileceği unutulmamalıdır. Kamuoyu oluşturulmaması, çözüm önerileri geliştirilmemesi ve sivil toplumun sürece yeterince dahil edilmemesi halinde ortaya çıkacak sonuçların sorumluluğu da doğal olarak karar vericilerin üzerinde olacaktır.

Çevre ve kültürel miras konuları artık yalnızca aktivistlerin, köy halkının veya birkaç gönüllünün omuzlarına bırakılabilecek meseleler değildir. Bu noktada yerel yönetimin, ilgili müdürlüklerin, meclis komisyonlarının ve kent konseyinin aktif bir irade ortaya koyması gerekmektedir. Çünkü kamuoyu, yalnızca yapılan açıklamaları değil; yapılan müdahaleleri, açılan davaları, hazırlanan projeleri ve alınan sonuçları da takip etmektedir.

Tam da bu noktada Sayın Bora Balcıoğlu'na ve İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Sayın İbrahim Sevinç'e önemli sorumluluklar düştüğünü düşünüyorum. Yapılan açıklamalardaki kararlılık, aşağıdaki önerilerin değerlendirilmesini de mümkün kılacaktır.

  1. Silivri'nin doğal, çevresel, kültürel ve ekolojik sorunlarını bütüncül şekilde ele alacak; doğrudan başkanlık makamına bağlı çalışan bir Tarih, Kültür ve Çevre Komisyonu oluşturulmalıdır. Bu yapıya ilgili meslek odaları, belediye komisyonları, kent konseyi temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, platformlar, aktivistler, gazeteciler ve siyasi temsilciler dahil edilmelidir.
  2. ÇED toplantıları, çevre hareketleri, belediye meclisi ve komisyon gündemleri, kent konseyi çalışmaları, sivil toplum duyuruları ve ilgili ilanların kent genelinde görünür olacağı merkezi bir bilgilendirme alanı oluşturulmalıdır.
  3. Halkı bilgilendirme toplantıları, çevre eğitimleri, farkındalık programları ve kamusal katılım etkinlikleri için gerekli alanlar ve organizasyonel destek sağlanmalıdır.
  4. Alanında uzman akademisyenler, çevre bilimcileri ve araştırmacılar tarafından başta köylerimiz olmak üzere tüm kentte düzenli bilgilendirme toplantıları gerçekleştirilmelidir.
  5. Basın emekçileri ve sivil toplum kuruluşlarıyla daha güçlü iş birlikleri kurularak çevresel ve kültürel değerlerin korunmasına yönelik kamuoyu oluşturulmalıdır.
  6. Başta Danamandıra olmak üzere Silivri'deki çevresel, kültürel ve ekolojik tahribatlara karşı gerekli hukuki süreçler ve kurumsal girişimler kararlılıkla yürütülmelidir.

Silivri halkının şu gerçeği unutmaması gerekir:

Silivri yalnızca bir yerleşim alanı değildir. Yaklaşık 7000 yıllık geçmişe sahip, önemli kültürel ve doğal değerlere ev sahipliği yapan bir kenttir. Toprak altında araştırılmayı bekleyen arkeolojik alanları, korunmayı bekleyen kültürel mirası, Danamandıra gibi ekolojik açıdan son derece değerli doğal alanları ve dünya ölçeğinde önemli tarihi yapıları bulunmaktadır.

Bu nedenle çevreyi korumak yalnızca çöp toplamak ya da belirli günlerde farkındalık etkinlikleri düzenlemekten ibaret değildir. Çevreyi korumak; toprağı, suyu, ormanı, kültürel mirası ve gelecek kuşakların yaşam hakkını birlikte savunabilmektir.

Silivri'nin nasıl bir kent olacağına yalnızca doğal süreçler değil, bugün alınan kararlar yön verecektir. Bu kararların ne kadar cesur, ne kadar katılımcı ve ne kadar kararlı olacağı ise hepimizin ortak sorumluluğudur. 

Saygılarımla.

 

Yorumlar 0

Bu yazı için henüz onaylı yorum bulunmuyor. İlk yorumu siz yapın.

Burak Mumcu Diğer Köşe Yazıları