Ak bir karanfil gibi çatlayıp da çekirdek
Atom bahçelerine yürüyünce aydınlık
Yalnız meraklıları değil bütün insanlık
Şiirin aynasında kendini seyredecek…
Nazım Hikmet
Yurdumun en büyük değerleridir şairler. Elinde bastonuyla gelirdi. Tertemiz, onurlu, dimdik ve saf saf tenhalarında şiir okuyan şairlerin duruşuyla dururdu Mustafa Şerif Onaran. O güzel sesiyle, doktor duruşuyla okurdu şiirin en güzel büyüsüne dalarak.
Edebiyata ilgisi henüz çocukluk çağlarında başlamıştır. Sözün büyüsüne daha o zamanlarda kapılmıştır. Değil mi ki söz sanatları, sanatların en etkilisidir. Onunla dünya başka bir dünya olur. Müzik başka olur, yaşam başka olur, kuşlar uçar, gökyüzü mavinin en güzel tonuna bürünür, gece yıldızlar pır pır eder. İnsana yaşama sevinci verir. Sonsuz bir hoşgörü kaplar her bir yanı. İnsanlar ağlar, insanlar güler, aşık olur, sıkılır, dertlenir. Çiçekler, naneler, pürenler tüter. Ormanın fısıldayışları kulaklarımıza gelir.
Şiir,bir aydınlanmadır. Attila İlhan’a göre, Şiir, bir fiyakadır.
ne vakit maçka’dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım
Yılmaz Odabaşı’na göre herkesin para hesaplarına, çıkar ilişkilerine gömüldüğü bu dünyadan bir şairin hastane odasında sessiz sedasız çekip gitmesidir Yusuf Hayaloğlu…
Bazen acı dinmez, bazen de yağmur
Sevgilim gülümse, her şey unutulur
Suskunuz bu akşam üstü
Hasrete yanmışız, neylersin
Bir gün, bu mahzun sevdadan geriye
Kalırsa, sadece o hüzün kalır..
Sen de anladın ki yapa-yalnızız…
Buluşmamız yasak,
Görüşmemiz uzak…
Devrilmiş kadehler gibi, dönüyor başımız,
Neylersin…
Ah güzelim,
İncinmiş bir sesi vardır yağmurun;
Yanaklarına vurduğunda hissedersin.
Ve bir veda sözcüğü, saçlarına,
Titreyen bir öpücükle dokunduğunda;
Bu anı dondurmaya yetmez nefesin.
Bir film sahnesi gibi
Akar gider ayrılık,
Neylersin…
Biz zaten hiçbir romanda
Kendi hayatımıza rastlamadık.
Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı.
Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı.
Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız.
Oysa, tuttuğumuz balıkları bile
Yeniden denize bağışlamıştık.
Biz, hayata dair
Hiçbir yanlış yapmamıştık…
Neylersin…
Ne güzel şiirler yazıyorlar, ne güzel mektuplar. Ne güzel resimler yapıyorlar. Bunca ağır yaşamın sitemini şiir çeker çünkü, resim çeker. Bunca ağır yaşamaya karşın yürekte saklanan umut da ancak şiire yüklenebilir, demiştir Gülten Akın…
Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya
Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler..
Yurdumun en değerlilerinden şairlerinden biri de Behçet Aysan’dır. Sıvas’ta yakılan bir temmuz sıcağında bırakıp gitmiştir bizi…
kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım…
Ve şu olağanüstü şiiri de bırakmıştır bu dünyaya…
ÖRÜP İNCE BİR TIĞLA
duvarda, solgun ışıklarla oynaşmada
bir örümcek ve düşüncelerim
ince bir tığla
örüyor ağını, sessizce
gün
batıyor.
kara battaniyeli
bir ölü yürüyor sonra
kireç döküntüleri ne kadar da
benziyor
ona, öldürülmüş bir arkadaşının
fenerini
tutuyor, içli bir madenci
şarkısıyla
geçerken
şehrin dikenli telleri arasından.
limanda yük boşaltıyordu kardeşi
dünya geniş
pergeliyle
yer
açıyordu, onunla koşanların
kalbinde ve bir gül ağacının
tomurcuğunda yeniden açıyordu.
sessizce
gün
batıyor, bir aşk bitiyordu
bir aşk dağılmış
bir gerdanlık gibi.
sakallarım uzuyor, bir yara
bir yara durmadan işliyordu
kendini
ben de
çekiyordum
derin ağlardan
çekiyordum gölgemi.
sevmiyordum artık
ne sis çanını
ne dağlalesini
günlerim değiyordu
ateşten bir dolunaya…
Günlerimiz değiyor ateşten bir dolunaya…
Yararlanılan Kaynak: Şiir.Gen.Tr