SİLİVRİ TKP: “İNSANLIK İYİ ŞEYLERE LAYIKTIR”

0
408

Silivri TKP İlçe Örgütü; “İnsanlık İyi Şeylere Layıktır” etkinliği ile yeni adresinin açılışını gerçekleştirdi.

Etkinlikte TKP MK Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın video mesajı yayınlandı. Türkiye ve Silivri’yi emekçilerin gündemi üzerinden değerlendiren açıklamaların yapıldığı etkinlik 2 saat sürdü. Etkinliğe Emek Partisi ve Sol Parti temsilci düzeyinde katıldı.

Ekim Devriminin 104. yıl dönümünün de anıldığı etkinlikte TKP adına konuşan Hakan Aydın şunları söyledi:

Sevgili dostlar, yoldaşlar,

Türkiye kritik bir eşikten geçiyor. Ülkeyi yaklaşık 20 yıldır yöneten AKP iktidarı ciddi bir sıkışma yaşıyor. Parlamento muhalefetine göre bir geçiş dönemi yaşıyoruz. Erdoğan’ın gideceği veri alınıyor ve yeni bir iktidar planı yapılıyor. Kim hangi koltuğa oturacak, hangi parti hangi ittifak sistemi içinde yer alacak, bakanlıklar ittifak sistemi içinde nasıl belirlenecek ve daha bir sürü şey…

Peki; Türkiye’nin geleceği buralarda mı?

AKP iktidara geldiğinden bu yana ülkemizde, emekçilere dönük son derece ağır bir saldırı gerçekleşti; uluslararası tekellerin ekonomimiz üzerindeki ağırlığı arttı; yeraltı ve yer üstü zenginliklerimiz sermaye tarafından talan edildi; kamuya ait işletmeler özelleştirme adı altında patronlara devredildi. Emperyalist ülkelerle hem halkımız hem de komşu ülke halklarının zararına anlaşmalar imzalandı, ortaklıklar kuruldu. Aynı süre içinde laiklik tamamen bir kenara atıldı, ülke tarihinin en karanlık, en gerici dönemine girildi. Özetle; AKP ülkemizi felakete taşıdı.

TKP olarak, iktidara geldiğinden bu yana AKP ile mücadele ediyor, AKP’yi istemediğimizi haykırıyoruz. Bunu yaparken de AKP’yi AKP yapan özellikleri sürekli olarak vurguluyoruz.

AKP, patronların çıkarlarına hizmet etmek için hiçbir sınır tanımayan bir partidir. AKP laiklik düşmanı, gerici bir partidir. AKP emperyalist odaklara göbekten bağlı bir partidir. AKP emeğe, kadına, çocuğa, doğaya, bilime, sanata, özgürlüklere düşman bir partidir.Demek ki, AKP’ye karşı olmamız ve AKP’nin gitmesini istememiz için çok fazla sebep var. Diğer yandan AKP’den kurtulmak için çaba harcarken AKP’ye yol açan kaynağı da asla görmezden gelemeyiz. AKP’yi para ve sömürü üzerine kurulan bu düzen yarattı. AKP, 70 yıla dayanan ve ülkemiz adına acı bir hikâyenin sonucu olarak ortaya çıktı.

Evet; AKP’den kurtulmalıyız, Erdoğan bir an önce gitmeli. Ancak bizler, ne istediğimizi bilmezsek, Erdoğan’ı var eden özelliklerin sürdürüldüğü yeni bir kuruluşa göz yumarsak, bugünden daha karanlık bir Türkiye olacağını da bilmemiz gerekiyor.

Bu tablodan bir umutsuzluk çıkmasın. Ne istediğimiz ve ne için mücadele ettiğimiz oldukça basit.

Biz sömürünün olmadığı bir ülke istiyoruz.

Biz, ülkemizi yağmalayan, insanlarımızın yoksullaşmasına neden olan patronların olmadığı bir ülke istiyoruz. İşsizliğin yasaklandığı, enflasyonun olmadığı, kaynakların bir avuç asalak için değil halk için kullanıldığı bir ülke istiyoruz.

Biz bağımsız bir ülke istiyoruz.Ülkemizin kaderi ve emekçilerin geleceği NATO, ABD, AB ve diğer emperyalist odaklarca belirlenmesin istiyoruz.

Biz herkesin eşit haklara sahip olduğu, herkesin işinin olduğu, kira ödemediği, ısınma, aydınlanma, ulaşım, sağlık ve eğitim hizmetlerinin eşit ve ücretsiz olacağı bir ülke istiyoruz.

Dinin siyaset, yargı ve devlet işlerindeki etkisinin tamamen kaldırıldığı, toplumsal yaşamın hiçbir alanında dini kuralların yer almadığı bir ülke yönetimi istiyoruz.

Türkiye’nin sorunları bunlar ve TKP’nin bu sorunlara yanıtları çok net.

Biz sömürünün olmadığı, bağımsız, laik, eşit bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz. Bunun hayal olduğunu dile getirenlerinbu ülkeye, bu halka ihanet ettiğini biliyoruz.

TKP bu sorumluluğu taşıyan bir partidir. Bu nedenle Türkiye’nin dört bir yanında mahallelerde, okullarda, fabrikalarda bir araya geliyoruz, örgütlenmeye çalışıyoruz. Bu nedenle semt evleri, işçi evleri açıyoruz. Bu düzenin yarattığı karanlığı birlikte, dayanışarak yırtacağımızı biliyoruz.

Evet, biz insanların iyi şeylere layık olduğunu düşünüyoruz ve böyle bir ülkenin kurulabileceğine inanıyoruz.İnsanca bir yaşam için bugünden başlayarak bir araya gelmeli ve kenetlenmeliyiz.

Sevgili dostlar,

An itibariyle; Türkiye’de 128 noktada binlerce insan halk toplantılarında buluşuyor. Ekim devriminin yıl dönümünde nostalji yapmıyoruz, aksine insanlığın, bu büyük kazanımı tekrar elde etmesi için çabalıyoruz.Yani, geleceği inşa etmeye çalışıyoruz.

Mahallelerde bir araya geldik, semt evleri kurduk, kurmaya devam ediyoruz. Mahallemizde, iş yerimizde, okulumuzda hiç kimseyi aç, açıkta bırakmayacağımız bir dayanışmayı örgütlemeye çalışıyoruz. Mahallede, iş yerinde, okulda karşı karşıya kaldığımız sorunları birlikte nasıl çözeceğimizi konuşuyoruz.

Merkezi ve yerel iktidardan hakkımız olanları talep ediyoruz, bunları birer mücadele başlığı olarak örgütlemeye çalışıyoruz.

Örneğin, mahallelerde aşevi açılması için, mahallelerde ve iş yerlerinde kreşler açılması için mücadele etmeliyiz.

Yüksek faturalara karşı olmalıyız, hanelerin temel ihtiyacı için kullanılan su, doğalgaz ve elektriğin borçlanıldığı için kesilmemesi için mücadele etmeliyiz.

Doğal, tarihsel veya kent dokusuna dönük müdahale ve yağma-talan girişimlerine karşı yaşadığımız alanların savunulmasını örgütlemeliyiz.

İş yerinde haksızlığa uğrayan, haksız yere işten atılan emekçilerle dayanışmayı; kurallı ve yasalara uygun koşullarda çalışma, emeğinin hakkını alma ve sendikal örgütlenme talepleri için bir araya gelişleri örgütlemeliyiz.

Daha çok mahalleye, iş yerine ve köye ulaşmak, mücadeleyi yaymak ve büyütmek için gerekli maddi olanakları güçlendirmeli, bağış ve dayanışmayı örgütlemeliyiz.

Yapılacak çok şey var dostlar. Birlikte olmalıyız, benim de bu çaba ve mücadelede tuzum olmalı demeliyiz.

Bizler, bu ülkenin insanları, iyiyi, güzeli hak ediyoruz. Bunun için birlikte mücadeleyi yükseltmeli ve hak ettiğimiz iyi şeyleri var edeceğimiz sosyalist Türkiye’yi kurmalıyız.

Tekrar olsun: “Biz hayal görmüyoruz!” Bize her yerde sorulan bir soru var: “Arkadaş; elektrik, su, doğalgaz, ulaşım… nasıl ücretsiz olacak? Eğitimin ve Sağlığın hem eşit ve hem de parasız olması nasıl mümkün olacak? Bunların hepsi parayla oluyor, bu parayı nereden bulacaksınız?”

Bu soruya cevabımız çok net: “Bu paraları patronların kasalarında biriktirdikleri kârları topluma aktararak bulacağız. Yani sermaye sınıfının, şirketlerin emekçilerden çaldıklarına el koyacağız. Mülksüzleştirenleri, mülksüzleştireceğiz!”

Peki; bunu yapmaya hakkımız var mı? “Var olduğunu düşünüyoruz!” Çok açık söylüyoruz;

Bir tekstil fabrikasında bir tişörtü üretmek için verdiği emeğin karşılığında sadece 5 kuruş alan bir işçi ürettiği tişörtü mağazadan neden 35 TL’ye alsın?

Bir televizyon fabrikasında bir televizyonu üretmek için verdiği emeğin karşılığında 20 TL alan bir işçi ürettiği televizyonu mağazadan neden 1.500 TL’ye alsın?

Bir tarım emekçisi soğanın kilosunu 90 kuruşa, domatesin kilosunu 50 kuruşa satmak zorundayken; emekçiler o soğanı 2 TL’ye, o Domatesi 7 TL’ye neden alsın?

Emekçiler bir bütün halde üretecek; kendi ürettiklerini patronların mağazalarından, marketlerinden, dükkânlarından satın alacak; aradaki fiyat farkını da patronlar, şirketler daha çok zenginleşsin diye bırakmaya devam edecek,öyle mi?

Hayır, dostlar! Fabrikadan tarlaya, bankadan muhasebe bürosuna, mühendislik bürosundan mağazaya kadar yoksulluk sınırının altında ücret alarak hayatı yaratan emekçiler; kendi ürettikleri, taşıdıkları, depoladıkları,sattıkları, fotoğraflarını çekip kayıtlarını tuttukları bu ürünlerin kârını patronlara terk etmeyecekler! Bunun için daha çok örgütleneceğiz!

Daha basit bir örnek olsun….23.4 milyon’u SSK’lı olmak üzere Türkiye’deki genişletilmiş üretimin parçası olan emekçilerin,her biri maaş ve ücretlerinden yaptıkları alışverişlere kadar GV, ÖTV, KDV, ÖİV daha birçok isimle vergilerini öderken bunun karşılığında aldıkları tek bir bedelsiz hizmet var mıdır?

Bu gerçekler düzenin enformasyonu ile saklanıyor. Emekçi halkın baktığı her yere filtreler çekiliyor. Gerçekler yalan, yalanlar da gerçekmiş gibi sunuluyor. Bunu engellemek için daha çok örgütleneceğiz!

Yaşı kırkın üzerinde olanlar daha iyi hatırlayacaktır. Bu ülkede TÜRKİYE ELEKTRİK KURUMU vardı. Bu kurum; halkın ödediği vergilerle kurduğu altyapısıyla ürettiği elektriği şu ana göre yok fiyatıyla halka ulaştırıyordu. Cumhuriyet devriminin bir emanetiydi. Evimizde ya da evimizin yanındaki elektrik dağıtım şebekesinde bir arıza olduğunda içinde 4 personel taşıyan bir araçla gelirler ve müdahale ederlerdi. Elektrik Mühendisi, Teknisyen, İşçi ve Şoför! Alt yapı yatırımı, gerekli personel istihdamı sonrası çok düşük bir elektrik faturası gelirdi evlerimize. “Kurum zarar ediyor!”“Rekabet olmazsa kalite olmaz!” feryatları enformasyon aracı yapıldı. Emekçi halkın önüne filtre çekildi ve nihayetinde o kurum patronlara peşkeş çekildi. Kurum şu anda kâr ediyor! Özel sektör kalite getirdi; faturalar el terminalleri ile kapılarda okunuyor. Sonuç? Ödediğimiz her fatura şirket patronlarının mülkiyetine yeni bir tuğla koyuyor. Onlarca örnek var!TÜSİAD, MÜSİAD ya da yerel olsun SİAD bu durumdan memnunlar.

Geçmişte bedavaya yakın fiyatlarda halka elektrik verilebileceği görüldü. Yine verilir. Hayal görmüyoruz! Gerçeklerin üzerinin örtülmesini engellemek için daha çok örgütleneceğiz!

Gerçeklerin yalan, yalanların da gerçekmiş gibi sunulduğu, emekçi halkın baktığı her yere filtre çekilmesinde en güçlü silah ise medya… Buna Silivri yerelinden somut bir örnek verelim: Geçtiğimiz hafta Cumhuriyet’in ilanının 98. Yıl dönümünü andık. Kutladık demiyoruz, kutlama olması için ortada bir Cumhuriyet olması gerekirdi.Yerel medyada Cumhuriyet’in ortadan kaldırıldığına dair tek bir cümle okuduk mu? Bu gazetelere baktığımızda kendimizi neredeyse 1923 – 1946 arasındaki Türkiye’de zannedecektik.

Bu ülkede Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Madımak’ta yakılanlar… ve daha yüzlerce aydın Cumhuriyet’in tasfiyesi adına öldürülmedi mi? Türkan Saylan’ın, Aziz Nesin’in, Nazım Hikmet’in ve daha onlarca aydının yaşadıklarını nereye koyacağız? 70 yıldır adım adım altı oyulan Cumhuriyet’in AKP eliyle tasfiye edildiğini yok mu sayacağız? Bu gerçekleri haykırmak için daha çok örgütleneceğiz!

Biz, Silivri İlçe Örgütü olarak kısa bir Cumhuriyet açıklamasını yerel basınla paylaştık ancak bir kısmınız bu açıklamayı sadece Silivri TV ve Silivri Mozik Haber’den; bir kısmınız ise bizim gönderdiğimiz whatsapp mesajlarından okuyabildi. Müsaade ederseniz sözlerimi bitirirken onu da okumak istiyorum:

YAŞASIN CUMHURİYET!

Cumhuriyet, cemaatleri, tarikatları, kurumsallaşmış dini, aristokrasiyi ve monarşiyi dağıtıp; özgür ve eşit yurttaşlardan yeni bir halk yaratmaktır. Bu topraklarda; Genç Osmanlılar düşlemiş, İttihat ve Terakki amaç edinmiş ancak Cumhuriyet’i kurma onuruna Mustafa Kemal nail olmuştur.

Ulusal Kurtuluş Savaşı yalnızca emperyalist işgale karşı değil işbirlikçi ve çürümüş Osmanlı Sarayı’na karşı da verilmiştir. Cumhuriyet, hem emperyalizme hem de saltanata karşı bir meydan okumadır.

Kuruluş, o günün gericilerine ve işbirlikçilerine karşı verilen mücadelenin ürünüdür. Çünkü Cumhuriyet,aydınlanma ve bir kamusal alan yaratma; o alanda aristokrasinin ve dinin etkisini ortadan kaldırma mücadelesidir. Cumhuriyet, “fıtratı gereği” laiktir.

Cumhuriyet devrimi, laik bir halk yaratmaksa; karşı devrim de halkı yeniden cemaate dönüştürmektir. Bunun için Mustafa Kemal’siz ve İnönü’süz bir tarihe ihtiyaç duydular. Bu iki onurlu kurucu, başta eğitim müfredatı olmak üzere tüm alanlardan çıkarılırken, yerlerini Yavuz Selim’le, Abdülhamit’le, Abdülaziz’le doldurdular. AKP, onun öncülleri ve Türkiye patron sınıfı, el birliği ile Cumhuriyet’in içini boşalttılar, çürüttüler ve tasfiye ettiler.

Cumhuriyeti tasfiye edenlerin açıklamaları, reklam filmleri ya da resepsiyonlarla yaptıkları anmalar, uluslararası tekellerle işbirliği içerisinde yağmaladıkları ülkemizin insanlarına hamaset dağıtmaktır.

Bu ülkenin emekçi halkı, 1919’da emperyalizme ve 1923’te gericiliğe karşı nasıl mücadele ettiyse; bugün de uluslararası tekellerin egemenliğini kabullenmeyecek ve Cumhuriyet, sermayeye karşı emeğin, emperyalizme karşı yurtseverliğin, gericiliğe karşı aydınlanmanın ürünü olarak yeniden ayağa kalkacaktır.

YAŞASIN CUMHURİYET!

YAŞASIN EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK VE KARDEŞLİK!

Açıklamamız buydu. Bu ülkenin gerçekleriydi.

Niyetleri ne olursa olsun; bu metni yayınlayamayan bir basının olduğu yerde, Ertuğrul Özkök gazeteciliğinin hâkim olduğu bir ülkede gerçekler ya saklanır ya da ters yüz edilir. Yalanlar toplumsal standartlar haline getirilir ve gerçekleri savunanlar “hayalci” olarak suçlanırlar. Bu ülkenin aydınları, yurtseverleri ve devrimcileri bunu kabul edemez!Tarihin yasaları mevcudu korumak için bile ileri gitmeyi işaret ediyor.

Bugün burada olan tüm katılımcılara, dostlara ve yoldaşlara teşekkür ediyoruz.