MÜBADİLLERİN KONUŞTUKLARI DİL HAKKINDA| Aycan Yılmaz Yazdı

0
962

MÜBADELE İLE YUNANİSTAN’IN GREVENA VE NASİLİÇ BÖLGESİNDEN TÜRKİYE’YE GÖÇ EDEN MÜBADİLLERİN
KONUŞTUKLARI DİL NASIL BİR DİLDİR? GÜNÜMÜZ YUNANCASI İLE MÜBADİLLERİN KONUŞTUKLARI DİL ARASINDA NASIL BİR FARK VARDIR? YUNANLILARLA KONUŞURKEN MÜBADİLLER NEDEN ANLAŞMAKTA ZORLANIYORLAR?


Mübadele ile Türkiye’ye göç eden Grevena ve Nasiliç mübadillerinin konuştukları dil nasıl bir dildir? Her ne kadar, bu mübadilleri tanımlarken başına “Yunanca konuşan” sözcüğünü ekliyorsak da, söz konusu mübadiller günümüz Yunancasından biraz farklı konuşuyorlar.
O halde konuştukları dil nasıl bir dildir?

Bu dil;

– Yunancanın bir lehçesi midir?
– Ayrı yerel bir dil midir?
– Yoksa Yunancadan ayrı, farklı bir dil midir?

Bununla ilgili olarak geniş bir araştırma yaptım. Konunun uzmanı olan bazı kişi ve kaynaklara başvurdum ve bunlardan faydalandım. Bu kişilerden 5′ i ile de yüz yüze görüştüm.

Faydalandığım kişi ve kaynakları şöyle sıralayabilirim:

-Prof. Dr. Spiros Papavramidis, kendisi Selanik Aristo Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi bölümünden genel cerrah olarak emekli olup, Grevena Bölgesinin kültürü ve bu bölgede konuşulan dil konusunda derin bilgisi olan donanımlı bir kişidir.

-Artemis Koletsou, kendisi Grevena’nın Ropedio (ΡΟΠΕΔΙΟ) köyündendir. Antik Yunanca eğitimi almış olup, ayrıca mübadillerin konuştuğu dil konusunda, yani Greveniotika (Γρεβενιώτικα) konusunda master yapmıştır.
-Dr. Hasan Kaili, kendisi Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi Çağdaş Yunan Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Aynı zamanda Yunan vatandaşı da olan sayın Kaili’nin Yunanca dilbilgisi, Fonoloji, Söz dizimi, Yunanca dilbilimi ve Yunan lehçeleri üzerinde uzmanlığı vardır.
-Giorgos Tsotsos (Γιώργος Τσότσος), kendisinin 1998 yılı basımı Grevena ve Nasiliç Kültürü ve Greveniotika konusunda yazılmış “ΓΑΛΑΤΙΝΗ ΒΟΪΟΥ ΚΟΖΑΝΗΣ” isimli bir kitabı vardır. Greveniotika’yı , Grevena ve Nasiliç bölgesinin kültürünü çok iyi bilmektedir.
-Ρίκα Τζιαμπίρη- Στούπα, kendisi Grevena’nın bir köyünden olup, “ΝΤΟΠΙΟΛΑΛΙΕΣ Γρεβενιώτικες” (Yerel Greveniotika Sözcükleri) isimli 2009 yılı basımı bir kitabı vardır.
-Yannis K. Trivenis (Γιάννης Κ. Τριβένης), kendisi Grevena’ nın Subino (Σούμπινο) köyünden olup, “Κοκκινιά (Σούμπινο) Γρεβενών Ιστορική Διαδρομή” isimli 2013 yılı basımı bir kitabı vardır ve bu kitabın içinde Greveniotika sözcüklerinden oluşan bir de sözlük yer almaktadır.
Yukarıdaki kaynaklarda adı geçen kişilerle gerek yüz yüze yaptığım görüşmelerde, gerekse yazdıkları kitaplardaki açıklamalarından mübadillerin konuştukları dilin GREVENİOTİKA (Γρεβενιώτικα ) dedikleri “Yunancanın Grevena Ağzı ile Konuşulma Şekli”“Τοπική- Δωρική Διάλεκτο)- (Το τοπικό Γλωσσικό Ιδίωμα) olduğunu öğrendim.

Bir benzetme yapacak olursak Türkiye’de nasıl ki Türkçenin Adana ağzı, Denizli ağzı, Ş. Urfa ağzı ile konuşulma şekli varsa, Greveniotika da öyle bir konuşma şeklidir diyebiliriz.
Esasen Greveniotika’nın sözcük anlamı Grevenaca (Grebenece) dir. Yani Grebene dilidir. Ancak bunu Yunancanın Grevena ağzı ile konuşma şekli olarak anlamak gerekir.
Görüştüğüm kişiler Greveniotika içinde çok sayıda Antik Yunanca ve yerel sözcüklerin yer aldığını, Grevena ve Nasiliç bölgesindeki köylerde halen Greveniotika’ nın konuşulmaya devam edildiğini belirttiler. Hattâ, Artemis Koletsou, Homeros’ un 4000 yıl önce yazdığı destandaki bazı sözcüklerin Greveniotika içinde yer aldığını söyledi. Atina’lılar ve Selanik’liler bile Greveniotika’yı anlamakta zorlanıyorlar.

Buna örnek olarak da,

– Türkçe karşılığı aramak, istemek anlamında olan Χαλεύου (Halevu),– Türkçe karşılığı bakmak anlamında olan Τήρω (Tiro),
– Türkçe karşılığı vurmak, dövmek anlamında olan Κρούω (Kruo),
– Türkçe karşılığı kapı anlamında olan Θύρα (Thira)
sözcüklerini gösterdi.
Oysa, günümüz Yunancasında,
– Aramak, istemek anlamında olan Χαλεύου (Halevu) sözcüğünün yerine Θέλω (Thelo) ve Ζητώ (Zito) sözcükleri,- Bakmak anlamında olan Τήρω (Tiro) sözcüğünün yerine Κοιτάζω (Kitazo) sözcüğü,
– Vurmak, dövmek anlamında olan Κρούω (Kruo) sözcüğünün yerine Χτυπώ (Htipo) sözcüğü,
– Kapı anlamında olan Θύρα (Thira) sözcüğünün yerine de Πόρτα (Porta) sözcüğü

kullanılıyor.
Günümüz Yunanca sözlüklerini incelediğimde Greveniotika sözcüklerinin önemli bir bölümünün bu sözlüklerde yer almadığını görüyorum..Grevena ve Nasiliç’in merkez ve köylerini ziyaret ettiğimde buradaki insanlarla gerçekten çok kolay anlaşabildiğimi ve iletişim kurabildiğimi gözlemledim.Grevena merkez ve köylerini, Nasiliç (Anaselitsa-Νεάπολη) merkez ve köylerini, bu merkez ve köylerden Yunanistan’ın diğer büyük şehirlerine ve diğer yabancı ülkelere göç eden insanları da dikkate aldığımızda en az 100 bin insanın ve belki de bundan çok daha fazla bir insan topluluğunun Greveniotika konuştuğunu söyleyebiliriz. Buna eğer Türkiye’deki Yunanca konuşan mübadil çocuk ve torunlarını da eklersek bu sayı çok daha yüksek bir seviyeye ulaşır.
Bu durumda, mübadillerin konuştukları dili ayrı bir lehçe, farklı bir dil veya ayrı yerel bir dil olarak değil; içinde Antik Yunanca ve yerel sözcüklerin bulunduğu “Yunancanın Grevena Ağzı ile Konuşulma Şekli” olarak tanımlayabiliriz ve bunun adı da GREVENİOTİKA‘ dır. (Τοπική- Δωρική Διάλεκτο)- (Το τοπικό Γλωσσικό Ιδίωμα).
Yukarıda anlattıklarımın dışında mübadillerin Yunanlılarla konuşurken anlaşmakta zorlanmalarının bir başka nedeni daha var.
O da, şu:


Bilindiği üzere dil de canlı bir varlık gibi sürekli gelişir ve türetilen yeni sözcüklerle de değişime uğrar. Mübadele zamanındaki (96 yıl önce) Türkçe ile şimdiki Türkçe nasıl aynı değil ise, ve ilerleyen zaman içerisinde türetilen yeni sözcüklerle Türkçe değişime uğradıysa, Yunanca da yeni sözcüklerle değişime uğramıştır. Kaldıki, günümüz Yunancası mübadeleden itibaren yeni sözcüklerle zenginleşirken ve değişime uğrarken mübadillerin konuştukları dil, yani Greveniotika Türkiye’de yerinde saymıştır. Çünkü büyüklerimiz ve onların çocuk ve torunları 96 yıl önce öğrendikleri sözcüklerle ve bu sözcükleri bazen yanlış veya eksik telaffuz ederek konuşmaya devam ediyorlar, hatta hatırlayamadıkları sözcüklerin yerine Türkçe sözcükler kullanarak dili daha da anlaşılmaz hale sokuyorlar. Yunanlılarla konuşurken anlaşmakta zorlanmalarının nedenlerinden biri de budur.


Günümüz Yunancasında Rumca’ya Romeika (Ρωμαϊκα) denilir. Mübadillerin de zaman zaman kendi konuştukları dile Romeika (Ρωμαϊκα) dediklerine tanık oluyoruz. Oysa bu adlandırma şekli bana göre yanlıştır. Çünkü Rumcayı, yani Romeika’yı (Ρωμαϊκα) Rumlar konuşur. Mübadillerin konuştukları dile neden Romeika dedikleri konusunda kesin bir bilgiye sahip değilsem de, bu konuda elbette bir fikrim ve kanaatim vardır.

Şöyleki:

Bu adlandırma şekli için iki ihtimal olduğunu düşünüyorum.

– Birincisi:
Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesiyle Bizans İmparatorluğu yıkıldı. Bizans çok büyük bir imparatorluk olduğu için, farklı etnik kökenlerden oluşan çok kalabalık bir tebası vardı. Tarihsel süreç içerisinde, İstanbul’un fethi ve Bizans’ın yıkılması sonucu, eski Doğu Roma topraklarında kalan imparatorluk bakiyesi halklara toptan Rum denilmiştir. Zaten bunlar da farklı kökenlerden geliyor olsalar da, dilleri ve kültürleri Bizans egemenliğinde geçen yüzyıllar sonucunda Helen’leşmiştir. Yunanlılar da tarih boyunca kendilerini Bizans İmparatorluğu’nun varisi olarak gördüklerinden dünya üzerindeki tüm Rumların hamisi olmuşlardır. Arapça’da (o) ve (ö) seslerini veren harfler olmadığı için Arapların Roma demeleri pek mümkün değildi. Bunun için Roma yerine Rum diyorlardı. Rum sözcüğü de bu şekilde ortaya çıktı ve Arapçadan Türkçeye geçti.
TDK (Türk Dil Kurumu) ‘na göre Rum sözcüğü: “Müslüman ülkelerde oturan Yunan asıllı kimse” şeklinde tarif ediliyor. Bu sözcüğün tarihsel bağlamıyla tarifi ise: “Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan, Roma yurttaşı haklarına sahip olan halk” şeklinde yapılıyor. Kökeni itibariyle Rum kelimesi, “Romeos” sözcüğünden gelmektedir. Romeos,“Romalı” demektir. Bu yönüyle kelime Roma İmparatorluğu’na atıfta bulunur. Günümüz Yunancasında ise Rum sözcüğü “Ρωμιός” (Romios) olarak telaffuz edilmekte. Bu nedenle Yunanistan ana karası dışında bağımsız bir devlet olan Güney Kıbrıs Rum Kesiminde yaşayanlara biz Yunanlı demiyoruz, onlara Rum diyoruz.


Rumların konuştuğu dile Rumca denir. Kıbrıs ve Ege Adalar’ında çok küçük şive farklılıkları göstermekle birlikte, Rumca günümüz Yunancası’nın aynısı sayılabilir. Alfabeleri aynıdır. Benzer şekilde Kıbrıs Rumlarının günlük dilinde, aradaki ortak yaşam ve kültür bağlarını göstermesi bakımından birçok Türkçe sözcük yer almaktadır.Yukarıdaki açıklamalardan ve tariflerden yola çıkılarak mübadillerin mübadeleden sonra yaşamlarını Yunanistan ana karası dışındaki müslüman bir ülkede, yani Türkiye’de sürdürmeleri nedeniyle konuştukları dile Yunanca yerine Rumca adı verilmiş olabilir diye düşünüyorum.
– İkincisi:Türkiye’den Yunanistan’a göç eden Rumların büyük bölümü Rumca konuşuyordu. Rumcanın nasıl bir dil olduğunu ise, yukarıda açıkladım. Mübadele ile Türkiye’ye gelen Yunanca konuşan mübadiller genel olarak Türkiye’den Yunanistan’a göç eden Rumların boşalttıkları mekanlara yerleştirildi. Mübadillerin Yunanca konuşmaları nedeniyle Türkiye’deki yerli halk gelen mübadilleri konuştukları dilden ve geldikleri ülkeden yola çıkarak giden Rumlarla özdeşleştirdi ve konuştukları dilin de Rumca olduğuna kanaat getirerek böyle bir adlandırma yapılmış olabileceğini; mübadillerin de yerli halkın yaptığı bu adlandırmayı benimseyerek kullandığını düşünüyorum.
Esasen gelen Müslüman Türk mübadiller yalnızca boşalan mekânları devralmış görünseler de, aslında yerli halkın Rumlara yönelik olumlu veya olumsuz önyargılarını da üstlenmek durumunda kaldılar. Yani yerli halk mübadilleri giden Rumların yerine koyarak onlarla özdeşleştirdi. Bu nedenle ikinci bir ihtimal olarak konuştukları dile Rumca adı verilmiş olabilir diye düşünüyorum.


Aycan Yılmaz

aycanyilmaz1949@gmail.com

Yorumlar

Yorum