FAŞİZMİ ANLAMAK – 6: SONUÇLAR | Hakan Aydın

0
1220
Faşizm İktidarda…

Faşizm, iktidarının sonrasında; öncesinde olduğundan daha çok kan ve ölüm hikâyesidir. Genel anlatılar bu çerçevede gerçekleşmektedir. Anlatılmalıdır da… FALANJ’ın Cumhuriyet’e başkaldırısının sembolü haline gelen İspanya iç savaşında 350 bin kişinin, NSDAP tarafından inşa edilen toplama kamplarında 6 milyon kişinin öldüğü ifade edilmekte, PNF döneminde ölen insanların sayısı hâlâ bilinmemektedir. Faşist hareketlerin ortaklığında tüm Avrupa çapında gerçekleştirilen Yahudi soykırımının, en sonunda da 70 milyon insanın ölümüne sebep olan 2. Dünya savaşının anlatılmaması mümkün müdür? Faşizm, iktidarı boyunca, yaklaşık 100 milyon insanın ölümüne sebep olmuştur. Öte yandan; faşizmin,sadece ölümler üzerinden anlaşılmaya çalışılması konunun esasını saklamaktadır.

2.Dünya Savaşı

İtalya’da, dönemin başbakanı Giolitti’nin başkaldıran işçi sınıfını hizaya getirmenin; Almanya’da kapitalistler ve Junkerler (toprak sahipleri)’in, işçi sınıfı partileri ve sendikalarının etkinliğini kırabilmenin, bağlı olarak işçi sınıfının direncini kırabilmelerinin, İspanya’da Marksist hareketleri süpürebilmenin çaresini faşizmde görmeleri bir tesadüfün sonucu değildir. Aksine, kapitalist sınıf ve büyük toprak sahipleri, yani burjuvazi, kendi devrimini yapamadığı için güç kaybeden işçi sınıfının ücretlerini düşürmek, sosyal haklarını geri almak, Marksist sendika ve işçi partilerinin gücünü parçalamak ve işçi sınıfını ağır bir disiplin altına sokmak üzere iktidarı faşizme devretmiştir. Tabir yerinde olacak; “işçi sınıfının burnu kırılacaktır!”

Üretim araçlarının ve devlet iktidarının sahibi olan burjuvazinin, kârlarını buharlaştıran bir ekonomik krizde, iradesini, demokratik kurumlar aracılığıyla işçi sınıfına zorla kabul ettirmesi mümkün değildir. Liberal demokratik hukuk düzeni, burjuvazinin elini kolunu bağlamıştır, reformist sosyalizmin ve sendikal hareketlerin ulaştığı güç sömürünün dozunun artırılmasını engellemektedir. Ancak, burjuvazinin bir yasa dışı özel orduyu besleyebilecek, silahla donatabilecek gücü bulunmaktadır. O halde; işçi sınıfının gücünü “gönüllülerin” zorbalığı kıracaktır.

Reformist sosyalizm, burjuva demokrasisi içerisinde kaldığı için işçi sınıfı, köylülük ve küçük burjuva kitleleri ekonomik krizlere karşı koruyamayan, kitleleri düzenin dışına aktarmaktan aciz bir sistem partisidir. Değerlendirmelerini düzen içine sığdırdığı, alternatiflerini düzen içine konumlandırdığı için de yetersizdir. Alternatifsizlik, krizden etkilenerek ayaklanan yığınları “yeni bir şeyler” söyleyen faşizmin saflarına akıtırken, sınıflar arası dengenin böyle bir aşamasında, reformist sosyalizmin yetersizliği faşizme giden yollara taş döşemektedir.

Lümpen kitlelerin, küçük burjuvazinin, orta sınıfların faşizme yatkın ideolojik konumları ile ekonomik bunalımların yarattığı umutsuzluk iklimi faşizmin oluşmasında görünür faktörler olduysa da faşizmin hazırlanmasında, iktidara gelmesinde, uygulanmasında ana aktör burjuvazi olmuştur. Faşizm, mülkiyetin savunulması, parlamentarizmin reddi ile derin ekonomik altüst oluşlara müsaade etmeyecek yapısıyla küçük mülkiyet sahipleri ile işçi sınıfının üzerinde bulunan toplumsal katmanları kendine çekebilmişti ancak iktidara giden ve sonrası sürecin suç ortaklığının çok önemli bir bölümünü büyük burjuvazi üstlenmiştir.

Faşizmin, neredeyse birbirinden ayrılması olanaksız olan üç görünümünde ortak temeller bulunuyordu: Sınıflar savaşımının ortadan kaldırılarak kapitalizmin özgür bırakılması, terörden kaynak alan ve mutlak bir hiyerarşik sisteme göre işleyen birleştirici devlet içerisinde yığınların bütünsel eritilmesi, işçi hareketlerinin toplumsal yaşama müdahalesinin olanak dışı bırakılması. Böylece; faşizm, sömürülen sınıflara karşı savaşımda, Bolşevik “öcüye” karşı burjuvazinin bir tür savaş silahı olarak gerçekleşti.

Stalingrad Muharebesi

Faşist hareketler, işçi sınıfının devrimci eylemleri ile belirlenen birinci dünya savaşı sonrasında milliyetçi sağ hareketler olarak ortaya çıktı. Başarılı oldukları yerlerde, burjuvazinin aktif desteği ile iktidara sahip oldu. Nerede iktidara geldiyse;siyasi iktidarın tekleştirilmesi, işçilere ait örgütlerinin dağıtılması, burjuva hukukunun ve kurumlarının tasfiye edilmesi ve savaş yoluyla genişleme eğilimiyle sistemleşti. Ülkelerin siyasi yapılarını alt-üst ederken, ekonomik düzeni değiştirmedi, yeniden yapılanmasını önermedi, kapitalizm ekonomik sistem olarak varlığını devam ettirdi.

Kapitalist sistemin ana aktörleri olan tekelci grupların “kötülüklerine” karşı çıkan söylemler bulunsa da ekonomi “toplumsal yararlılıkları” göklere çıkarılan kapitalistlere bırakıldı. Ekonomi,bireylerin kesin eşitsizliği adına demokratik kurumların ve her türlü demokrasi biçiminin ortadan kaldırılması yoluyla ortaya konan totaliter disiplinde, kapitalistlerin isteklerine göre biçimlendirildi. Toplumsal eşitsizlik bir “doğa yasasıydı”, yoksul ve kötü durumda bulunanların durumunun kendilerine kabul ettirilmesi ve büyük işletmelerin üstünlüğünün kabul edilmesi, büyük bir toplumsal sömürüyü açığa çıkardı. Sömürülenlerin sömürülmesinin garanti altına alınması burjuvaziyi rahatlattı. Marksist mücadelenin yıkılması işçi sınıfının tam ve kesin olarak siyasi alandan dışlanmasını ve “ulusal” çıkarların büyütülmesi doğrultusunda gelişen emperyalist yayılmayı ortaya çıkardı.

İşgaller!

PNF, Doğu Akdeniz’i, “yeni” Roma İmparatorluğu’nun gölü haline getirmek üzere Asya kıtasının kenarlarına kadar uzanan bir sınır belirlemiş, Etiyopya’yı Somali’yi, Mısır’ı işgal etmiş, Libya’da etnik temizlik yapmıştı. NSDAP, aryan ırkının topraklarını birleştirmek üzere çıktığı yolda Avusturya ve Çekoslovakya’yı işgal etmiş, Polonya işgali ile 01 Eylül 1939 tarihinde 2. Dünya Savaşı’nı başlatmıştı. FALANJ, daha temkinliydi. Belki de kazandığı iç savaşı korumak adına başlangıç hayallerine uzak,batılı emperyalist devletlerle “iyi” ilişkiler geliştirmek amacını gütmüştü. Faşizm, temelleri gereği, önünde sonunda Bolşevizm’in ana vatanı SSCB’nin kapılarına dayanacak, orada kendi sonunu getirecekti(*). Faşist hareketler, kapitalizmin gereği emperyalist hayalleri hayata geçirirken, ulusun içinde “eritilmesi gereken” işçi sınıfı demir bir disiplin içerisinde, bu hayallere barut, mermi, tüfek, top, tank vb. yetiştirebilmek için gece gündüz çalıştırıldı.

Toplama Kampları

Faşizmin kurumsallaşmayı başardığı ülkelerde yaşanan deneyler (fabrikalar, toplama kampları vb) kapitalizmin ideal iş gününe uygun düştü, Marx tarafından yapılan betimlemeye değer kazandırdı:

“İş günü nedir? Sermaye bir günlük değerini satın aldığı emek gücünü ne kadarlık bir süreyle kullanma hakkına sahiptir? Gün, bu gücün yeniden üretimi için gerekli işin ötesinde hangi noktaya değin uzatılabilir? Bütün bu sorulara, görülebildiği gibi, sermaye şu yanıtı verir: İş günü, emek gücünün işine yeniden başlayabilmesi için kesinlikle gerekli birkaç dinlenme saati çıktıktan sonra, 24 tam saatin geri kalan bölümünü kapsar. Emekçinin yaşamı boyunca emek gücünden başka bir şeyi olmadığı ve dolayısıyla kullanılabilir bütün zamanının da hukukça ve doğal olarak sermayenin ve sermayeleştirmenin malı olduğu kendiliğinden anlaşılır. Eğitim için, entelektüel gelişme için, toplumsal işlevler için, akraba ve dostlarla ilişkiler için, beden ve kafa güçlerini özgürce kullanmak için, hatta Pazar gününü kutlamak için bile zaman ayrılması, saçmalığın kendisidir. Ama, gözü bağlı ve ölçüsüz tutkusuyla, ek emek oburluğuyla sermaye, iş gününün normal sınırlarını değil, en üst fizyolojik sınırını da aşar. Sağlıklı gövdenin büyüme, gelişme ve bakımının gerektirdiği zamana zorbaca el koyar. Açık havayı solumak ve güneş ışığından yararlanmak için kullanılacak zamanı çalar. Yemek zamanını pintice kısar ve yapabildiği her zaman onu da üretim sürecine katar, öyle ki basit bir alet durumuna düşürülen emekçiye, buhar kazanına kömür, makineye yağ verildiği gibi yemek verilir. … Sermaye, emek gücünün süresini kendisine tasa etmez. Onu ilgilendiren şey, bir günde en çok ne kadar emek gücü harcanabileceğidir. Ve bu ereğine de, tıpkı açgözlü bir çiftçinin toprağından verimliliğini tüketerek en yüksek verimi sağlaması gibi, emekçinin yaşamını kısaltarak erişir.” (K. Marx, Kapital 1. Cilt, 1867)

“Faşizm’de işçi sınıfı”

Çılgınca demogojinin ve birçok ideolojik belirsizliğin sonunda, faşizm, tekelci kapitalizme emek gücünü sınırsız sömürme, tekellerin gücünü pekiştirme ve uluslararası yayılma olanağını sağladı. Faşist partiler, burjuvazinin desteğinin karşılığını misliyle geri ödedi. Gerçekleşen durumda, burjuvazinin dışındaki hiçbir toplumsal grubun çıkarı bulunmadı. Dolayısıyla; kapitalist düzeni “kamu düzeni”, sermayenin güvenliğini “milli güvenlik” ve burjuvazinin çıkarlarını “kamu yararı” diye silah zoruyla koruyan, insanlığın tarihsel olarak kazanılmış tüm değerlerini kapitalizmin ayakları altına seren ve askeri bir milliyetçilikle ifade bulan faşizm, kapitalizmin uygulanmış (ve uygulanabilecek) somut bir projesi olarak siyasal tarihteki yerini aldı.

Faşizmin sonu

Son Söz…

Faşizm, güçlü bir propaganda faaliyeti olmaksızın sürdürülemez. Faşist propaganda, “ulusal” alt üst oluşlardan, ekonomik krizlerden, küçülmeden, toprak kaybından, dış dünyadan kendilerine yöneldiği düşünülen tehdit algısından… kendini besler. Bunların karşısına “idealler” koyar, “tek”lik vaadi yaratır. Almanya da, İtalya’da, İspanya’da ya da dünyanın başka ülkelerinde iktidarı alan ya da almaya çalışan faşist partilerin “tek devlet, tek vatan, tek millet vb.” vurguları bu vaadin ifadesidir. İdealler, akıla ve bilime kapalıdır.

“Sen Almanyasın!”

Faşizm, tüm kitle iletişim araçlarını ve alanlarını propaganda malzemesi olarak kapsar. Amaç, tarihsel/toplumsal bilincin çürütülmesidir. Mussollini’nin, Hitler’in veya Franco’nun propaganda afişlerinin, söylem ve sloganlarının incelenmesi, sinema ve belgesellerinin izlenmesi çok önemlidir. Örnek olsun: Hitler’in emriyle; 1935 yılında Leni Riefenstahl tarafından hazırlanan “İrade’nin Zaferi” adlı belgesel filme ait linki kaynaklarda paylaşıyorum. Ayrıca ; Umberto Eco’nun “Ur-fascism” olarak adlandırdığı ve faşizmin on dört özelliğiyle ilgili makalesinin de bu anlamda faydalı olacağını düşünüyorum, linki kaynaklarda mevcuttur.

Eco’nun makalesinden faşizmin sosyo-kültürel yönlerini ifade ettiği iki maddeyi düşünmeye pencere açması adına buraya alıyorum:

  1. (Eco’da 3. madde). İrrasyonalizm, eylem için eylem kültüne de dayalıdır. Eylem kendi başına güzeldir, öyleyse hiçbir biçimde önceden üzerinde düşünülmeksizin gerçekleştirilmelidir. Düşünme, bir tür kısırlaşmadır. Bu yüzden eleştirel tavırlarla özdeşleştiği sürece, kültür kuşkulu bir olgudur. Goebbels’e atfedilen “ne zaman kültürden söz edildiğini duysam, tabancamı çekerim” sözünden, “domuz entelektüeller”, “yumurta kafalılar”, “radikal züppeler” ve “üniversiteler komünist yuvasıdır” gibi sık sık kullanılan ifadelere varıncaya kadar, entelektüel dünyaya karşı güvensizlik, her zaman kök-faşizmin bir belirtisi olmuştur. Resmi faşist entelektüeller, modern kültürü ve liberal aydınları geleneksel değerleri terk etmekle suçlamayı görev bilmişlerdir.
  2. (Eco’da 7. madde). Kök-faşizm, toplumsal bir kimlikten yoksun insanlara biricik ayrıcalıklarının herkesin paylaştığı ayrıcalık olduğunu (örneğin; aynı ülkede doğmuş olmak) olduğunu söyler. “Milliyetçilik”in kökeni budur. Ayrıca, bir ulusa kimlik verebilecek tek bir grup vardır: düşmanlar. Bu nedenle, kök-faşizm ideolojisinde, olasılıkla uluslararası nitelikli bir komplo saplantısı vardır. Faşizmin yandaşları kendilerini kuşatılmış hissetmelidir. Komployu açığa çıkarmanın en kolay yolu da, yabancı düşmanlığına başvurmaktır. Ama komplonun köklerinden biri de içeride olmalıdır; çoğu zaman Yahudiler aynı anda hem içerideki hem dışarıda olmak gibi bir avantaja sahip oldukları için en iyi hedefi oluştururlar. ABD’de komplo saplantısının son örneği, Pat Robertson’un The New World Orderadlı kitabıdır.

Bu, aklın yıkımının bir başka biçimde tarif edilmesidir. Kültür ve bilinç konuşuluyorsa; “Aydınlar” için birkaç cümle eklemek yerinde olacak:

Aydınlar, doğrudan üretim sürecine katılmadıkları, artı-değer yaratmadıkları ve sadece artı-değerden pay aldıkları için kapitalist devlette özel alan isterler. Genel olarak inandıkları şey; kendisinin, kapitalistin para kazanma çıkarını değil, milletin genel yararını temsil ettiği iddiasıdır. Halkın ekonomik gelişkinliği için “özel mülkiyet zorunlu olduğundan” kapitalizmden yana çıkacak, sosyalizme “kötü” diyecektir. Aydınlar, genel çıkarları ve genel düşünceleri temsil ederler, çünkü tutumlarını ve davranışlarını hakim siyasete uyumlu hale getiriler. Bu nedenle sınıf mücadelesi yerine “milli birlik, beraberlik ve fedakârlık şurubu” önermeyi severler, bu anlamda faşizminde elverişli savunucuları olurlar. Bu çamurla buluşmayan aydınlar, Marksizm ile buluşabilenlerdir.

Burjuvazi, kendisi olarak, iradesini halk kitlelerine zorla dayatmamıştır. Sanayicilerin ya da banka sahiplerinin silaha sarılarak halk kitlelerini kendilerine tabi kılacaklarını düşünmek gülünçtür. Onlar, sömürü düzeninin devamını sağlamak için dolaylı yoldan yönetirler, devlete hükmetmek için her zaman yardımcılara ihtiyaç duyarlar. Burjuvazi, kapitalist sistemin ayakta kalmasına inananlar var oldukça, kapitalistler için çalışmaya, oy vermeye ve silaha sarılmaya hazır olanlar var oldukça devlette egemenliğini sürdürebilir.

Faşizm, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından ortaya çıkan krizin basit bir sonucu ya da tarihsel olarak istisnai bir olgu değildir. Tarihin açtığı bir “parantez” olmadığı gibi yalnızca iki savaş arasına özgü de değildir. Faşizm teorileri üzerinde uzun uzadıya tartışmak ya da masa başında sosyolojik tahliller yapmak sadece zaman öldürme yoludur. İşçi sınıfı adına yaşanan bu olağanüstü süreç, politik olarak çok büyük önem taşımaktadır ve hâlâ bir sorun olarak ortada durmaktadır: “Hasmını yenmek isteyen, onu iyi tanımalıdır!

(*)“Sosyalizmin anayurdunu faşizme karşı savunan Kızıl Ordu ’nun anısına saygıyla…

Hakan Aydın

hh_aydin@hotmail.com

KAYNAKLAR:

  1. R. Bourderon, Faşizm “İdeoloji ve Uygulamalar”, 1979, Onur Yayınları, 2016.
  2. A. Thakheimer, A. Rosenberg, O. Bauer, A. Tasca, Faşizm ve Kapitalizm, Ayrıntı Yayınları, 2019.
  3. Z. Sternhell, M. Sznajder, M. Asheri, Faşist İdeolojinin Doğuşu, Ayrıntı Yayınları, 2012.
  4. C. Uygur, Faşizm ve İdeoloji, Gelenek, Kasım 1987.
  5. S. Çelenk, Faşizm, Propaganda ve Dışlama Pratikleri Üzerine, Ayrıntı Dergi, Haziran 2017.
  6. A.S. Çelikçi, C. Kakışım, İtalyan Faşizmi ve Tarihsel Gelişimi, Muş Alparslan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2013.
  7. Eco, Umberto, Ur-Fascism, (Türkçe) http://postdergi.com/umberto-eco-ve-kok-fasizm/
  8. https://www.izlesene.com/video/leni-riefenstahl-iradenin-zaferi-1935-nazi-almanyasi/8806528

PROGRAMLAR:

  1. PNF, https://tr.wikipedia.org/wiki/İtalyan_faşizmi
  2. NSDAP, https://tr.wikipedia.org/wiki/Nasyonal_Sosyalist_Program
  3. FALANJ, http://www.filosofia.org/hem/dep/abc/9341130.htm

Yorumlar

Yorum